Akşener’e çağrı

Akşener’e çağrı

25 Haziran 2019 Salı  |   Köşe Yazıları

23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri artık geride kaldı. Niteliği itibarıyla bir belediye seçiminin anlamı ve ağırlığının çok ötesinde Türkiye siyaseti için kalıcı sonuçlar üretti. Bu yazımda, Ekrem İmamoğlu’nun büyük başarısı ve bunun İstanbul için taşıdığı önem üzerinde durmayacağım. Zira, daha önceki yazılarımda, AKP’nin 31 Mart seçimlerini iptal ettirerek resmen “harakiri” yaptığına değinmiştim.  

Hatırlanacağı üzere, parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi öngören 18 maddelik anayasa değişikliği %51.4 (1.3 milyon) oyla kabul edilmişti. Yüzde 48.6 oy oranınına ulaşan “Hayır” blokunun içerisinde İyi Parti ve HDP seçmeni de vardı. 23 Haziran’da İstanbul için oluşturulan Millet ittifakının ana omurgasını CHP ile birlikte açıktan İyi Parti, örtülü olarak HDP ve kısmen MHP seçmeni oluşturdu. 

Bu gelişme, siyasi hayatımızda ikinci kez, büyük ağırlıkla Kürtlerden oluşan HDP seçmeni ile Ülkücülerin bir arada, kelimenin tam anlamıyla omuz omuza demokrasi mücadelesi verdiği anlamına geliyor. İşte bu açıdan, İstanbul seçim sonucu, İstanbul’u aşan tüm Türkiye’yi kapsayan bir sürece evrildi. Daha önemlisi, gelecek için umutların yeşermesinin önünü açtı. Bu çok değerli ve çok önemli gelişme, çocuklarımıza ve torunlarımıza, ülkenin geleceğine olan sorumluluklarımız açısından bir tercih değil, mecburiyet olarak önümüzde çıktı. 

Aslında kimse İstanbul seçimlerini sadece CHP’nin başarısı olarak görmüyor. İmamoğlu bir ittifak adayıydı ve kişisel olarak büyük bir başarıya imza attı. İşte bu noktada, seçimin sonucundan ziyade ittifakın oluşturulmasına yönelik katkı, kararlılık ve direnç geleceğimize ışık tutuyor. Demokrasi ve adalet kavramları temelinde, asgari müştereklerde bu birlikteliği geliştirmek gerekiyor. Meral Akşener bagajında bazı yükler olsa da bu ittifaka “Evet” diyerek çok önemli adım attı. HDP ile, terörle!, iş birliği yapmakla suçlandı. Bu İyi Parti tabanında kolay aşılabilir bir suçlama! değildi, bunu kabul etmek gerekiyor. Cesaret gerektiriyordu. 1990'ların güvenlikçi politikalarının önemli bir figürü olan Akşener’in Kürt seçmene yönelebilmesi, Kürtlerin parlamentoda temsil hakları ile terör arasındaki farkı gözetmesi, Kürtleri kucaklayarak, toplumsal bölünmeye yol açan fay hatlarından birini bertaraf etmesi, fark yaratan bir politikaya imza atması anlamına geliyor. Bundan sonraki süreç Meral Hanım açısından daha kolay olacak, zira karşısında durduğu blok, Abdullah Öcalan’dan medet umacak kadar sınırları ortadan kaldırmış çaresiz bir blok.   

AKP’den ve Erdoğan’dan beklenen Kürt açılımını Meral Akşener’in yapması Türkiye’de demokratikleşme, milli birlik ve beraberliğin sağlanması açısından, yarınlarımız açısından ülkeye yapılacak en büyük hizmet ve iyilik anlamına gelecek. Biraz abartarak söyleyeyim, Meral Akşener’i heykeli dikilecek bir konuma getirecek. AKP’nin yine döküp saçmadan başarılı bir Kürt açılımına imza atması artık hiç kolay olmayacak. Zira, karşısında HDP’nin de içerisinde yer aldığı bir başarılı demokrasi bloku var.

Haydi Meral hanım, siz cesur bir kadınsınız. Bunu defalarca ispat ettiniz. İlk adımı siz atın. Kırın buzları. HDP ile temas sağlayın. Kürt açılımını siz yapın. Türkiye’nin buna ihtiyacı var, hem de her zamankinden daha fazla… Üstelik sadece iç politika açısından değil yakıcı dış politika sorunlarımız açısından da…