'Adana Mutabakatı'nın önemi

'Adana Mutabakatı'nın önemi

16 Şubat 2020 Pazar  |   Günlük

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İdlib'le ilgili gelişmeleri değerlendirirken, Türkiye'nin Suriye topraklarını işgal ve ilhakının asla söz konusu olmadığını söyledi ve "Biz Adana mutabakatı ile Suriye'ye davetliyiz" diye konuştu.

Türkiye ile Suriye arasında 21 sene önce imzalanan Adana Mutabakatı Şam'ın PKK ve uzantılarının kendi topraklarını kullanarak Türkiye'ye tehdit oluşturmasını önlemeyi amaçlayan ancak 2011'den bu yana fiilen uygulanamayan bir protokol. Mutabakatı gündeme ilk getiren ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin oldu. 

23 Ocak 2019'da Putin, Erdoğan'la görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Türkiye'nin YPG'den kaynaklanan güvenlik kaygılarıyla ilgili konuşurken o sırada çoğu kişinin hatırlamadığı 1998 yılında yapılmış Türkiye-Suriye Adana Mutabakatı'na atıfta bulunmuştu. 

Peki, bu mutabakat neden önemli? 

Suriye, 1980 ve 1990'lar boyunca PKK ve lideri Abdullah Öcalan'ın kendi topraklarında konuşlanmasına, eğitim kampları oluşturmasına, her türlü propaganda faaliyetine ve topraklarından Türkiye'ye dönük terör eylemleri gerçekleştirmesine izin vermişti. Türkiye'nin 1996'da verdiği çok sert notaya rağmen PKK eylemlerini engellemeyen Suriye, Fırat'ın suları ve Hatay meselesini de sürekli gündeme getirerek Türkiye'yi uluslararası baskı altına almaya çalışıyordu. 

Dönemin hükümeti 1998 yılının ikinci yarısından itibaren Suriye'yi teröre destekten vazgeçirmeye dönük "kuvvet politikası" uygulamaya başladı. Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri güçlü ifadelerle Suriye yönetimini uyarırken, Türk Silahlı Kuvvetleri de sınır hattında takviye ettiği birlikleriyle askeri tatbikatlar yapıp Şam yönetimine gözdağı veriyordu. 

Olası bir Ankara-Şam askeri çatışmasından kaygılanan uluslararası toplum, Mısır ve İran'ın girişimleri sonucu Suriye yönetimini Türkiye'nin taleplerini karşılama noktasına getirdi ve 20 Ekim 1998 günü Adana'da bir araya gelen iki ülke heyetleri Adana Mutabakatı'nı imzaladı. 

O dönem Türkiye'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Mesut Yılmaz, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'di. Suriye'nin başında ise Hafız Esad vardı. 

Türkiye-Suriye terörle mücadele belgesi

Türkiye adına Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Uğur Ziyal ve Suriye adına Tümgeneral Adnan Badr al-Hasan'ın imza attığı Adana Mutabakatı, Öcalan'ın Suriye'nin dışında olduğu ve bir daha asla girmeyeceği, yurtdışındaki PKK unsurlarının Suriye'ye dönemeyeceği, ülke topraklarındaki PKK kamplarının bir daha kullanılmayacağı ve tutuklanan PKK üyelerinin listelerinin Türkiye'ye verilmesi taahhütlerini içeriyordu. 

Mutabakat, Suriye tarafının kısa vadede yerine getireceği taahhütlerin yanı sıra iki ülkenin uzun vadeli terörle mücadele çerçevesini de çiziyor: 

- Suriye kendi topraklarından Türkiye'nin güvenlik ve istikrarını tehlikeye atacak eylemlere izin vermeyecek. Suriye, PKK'nın silah, lojistik ve mali destek sağlamasına ve propaganda faaliyetlerine izin vermeyecek. 

- Suriye, PKK'yı terör örgütü olarak ilan etmiştir. Suriye, diğer terör örgütlerinin yanı sıra PKK ve uzantılarının topraklarındaki faaliyetlerini yasaklamıştır. 

- Suriye, PKK'nın topraklarında eğitim kampı kurmasını ve ticari faaliyetlerde bulunmasını yasaklamıştır. 

- Suriye, PKK üyelerinin transit yollarla üçüncü ülkelere gitmesine izin vermeyecektir. 

- Suriye, PKK liderlerinin topraklarına girmesini engelleyecek ve gümrük yetkililerine bunun için talimat verecektir. 

Aynı mutabakat, tarafların bu taahhütlerin yerine getirilmesini sağlamak ve gözlemek için bazı mekanizmalar kurmasını da sağlıyor. İki ülkenin üst düzey güvenlik yetkilileri arasında doğrudan telefon hattı kurulması, diplomatik temsilciliklerde güvenlik işleri için özel temsilcilerin atanması bunlardan sadece birkaçını oluşturuyor. 

Putin neden gündeme getirdi?

O zaman, Putin'in 22 sene önce imzalanmış ancak 2011'den bu yana işlerliği olmayan mutabakatı gündeme getirmesinin iki temel amacı olduğu yorumları yapılmıştı. 

Birincisi, son dönemde askeri hazırlıklarını tamamlayan Türkiye'nin tek taraflı bir müdahaleye kalkışıp Suriye sınırları içinde yeni bir cephe açmasını ya da ABD ile anlaşarak güvenli bölge oluşturmasını önlemeye çalışmak. 

İkincisi, güvenlik kaygılarına saygı gösterdiği Türkiye'ye terörle mücadelede en doğru yolun Suriye yönetimi ile iletişim kurmak olduğu mesajını verirken, Suriye yönetimine de Türkiye'ye dönük terör tehditlerini önleme taahhüdü anımsatmak. 

İki tarafın başta güvenlik konuları olmak üzere önemli süreçlerde Rusya aracılığıyla temas kurma gereksinimi içinde olduğunu iyi bilen Putin, Adana Mutabakatı'nın bu amaç için en doğru hukuki ve siyasi zemin olduğu mesajını da vermiş oldu.

O günlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Adana Mutabakatı'nın Suriye'nin taahhütleri yerine getirmemesi durumunda Türkiye'ye askeri müdahale hakkı belirtmiş, mutabakatın Moskova tarafından niye gündeme getirildiği sorusuna ise "Putin'in Türkiye müdahale edebilir anlamında söylediğini düşünüyorum, bu da olumlu" sözleriyle yanıt vermişti. 

Müdahale hakkı veriyor mu? 

Çavuşoğlu'nun müdahale hakkı verdiğine ilişkin açıklamalarına karşın, Adana Mutabakatı'nın doğrudan Türkiye'ye güç kullanma yetkisi tanıyıp tanımadığı konusunda farklı yorumlar yapılıyor. 

Belgenin imzalandığı dönemde Dışişleri Bakanlığı'nda üst düzey görevlerde bulunmuş yetkililer, mutabakatın Türkiye'ye otomatik bir müdahale hakkı tanımadığını savunmuş ve şunları söylemişti:

"Aslında doğrudan müdahaleyi içeren bir maddeye de gerek yok. Suriye'nin bu mutabakata uymaması durumunda Türkiye, BM Şartı'nın 51. Maddesi de olmak üzere uluslararası hukuktan kaynaklanan birçok hakkı kullanabilirdi. Bu metnin asıl önemi, Suriye'nin PKK'yı ve uzantılarını terörist olarak tanımlaması ve Türkiye'ye taahhütte bulunmuş olması." 

Yaşama geçirilebilir mi? 

Peki, bu mutabakat bugün yaşama geçirilebilir mi? Geçen yıl BBC Türkçe'ye konuşan bazı yetkililer, hukuki geçerliliği olsa bile, mevcut koşullarda Suriye yönetiminin bu mutabakattan kaynaklanan taahhütlerini yerine getirmesinin olanaklı olmadığını kaydederken, "Suriye, 2011'deki aynı Suriye devleti değil. Türkiye sınırının büyük çoğunluğunda yıllardır kontrolü yok " değerlendirmesini yaptılar.

Not: Bu yazı güncellenerek yeniden yayınlanmıştır.