Adalar’ın minibüsleri ve faytonlar…

Adalar’ın minibüsleri ve faytonlar…

24 Haziran 2020 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç

Galiba 7 yıl kadar önceydi; Adalar Belediye Başkanı’na Danışman oldum ve basın hizmetlerini de üstlendim. Adalar Vakfının bahçesine de bakan, iki katlı şahane bir bina da restore edilmiş ve giriş katı bize verilmiş. Bir yaz boyu çalıştık ama karşılığını da alamadık, o bir yana. Adalar’da çok şey öğrendim. 

Yerli halkın talepleri ne olabilir; nasıl yaşarlar; yaz ve kış nüfusları arasındaki büyük fark niyedir; dışarıdan gelen yerli turistlerin hoyratlığına karşı ne düşünürler; belediyenin ve diğer kamu kuruluşlarının esnaf ve halkla ilişkileri nedir ve nasıl olmalıdır gibi pek çok sorunun yanıtını bizzat yaşayarak gördüm ve saptamış oldum… 

Böyle insanlık dışı kullanan faytoncu olamaz zaten ama zulmün fotoğrafını göstereyim, dedim. Herhangi bir at arabasının zavallı atı. Zalimler cezasını her anlamda görmeli…

Yabancı turistlerin ve özellikle Arap konukların artması nedeniyle fayton işi, iyice derbeder hale gelmişti zaten. Bisiklet kullanımı konusunda da halk ve bisiklet kiralayan esnafla yapılan toplantılarda alınan kararlar; zaten bütçesi ve kadrosu yeterli olmayan yerel yöneticilerin elini bağlıyordu. Herkes de kafasına göre bir düzen kurmuştu doğrusu. Hatta plaj işletenlerin genel olarak mafyozo tiplerden oluşması da başlı başına bir meseleydi. 

Standart getirmek, uygulamak ve denetlemek zor haldeydi. Benim çalıştığım günlerde Adalar Belediyesi’nin bütçesi 14 trilyondu hepsi. Bunun 11 trilyonu da 9 adadan (Şimdi Yassıada’da da çok çöp üreyecek), toplanan çöpün, Maltepe sahiline götürülmesine harcanıyordu… Sarıyer’in bütçesi o zamanlar 120 trilyondu hatırladığım kadarıyla. 

Faytonlara gelirsek; Sedef’te özel ulaşım, küçük bir araçla yapılıyor ki, zaten yazları nüfusu 200’ü bulmuyor bile. Bildiğimiz 4 adanın da Kınalıada’sında fayton zaten yok. Yollar yokuş ve belediyenin minnacık bir minibüsü, bedava servis veriyor ve ring yapıyordu. Bekle ki, gelsin… Üç adada fayton vardı ve mesela şunu da hatırlıyorum. O zamanki İBB’nin koordinatörlüğündeki Valilik Turizm ve Yerel Kalkınma Platformu’nun gönüllü danışmanlarından biri olarak, belediyenin özel motoru Horoz Reis’le ada çevresini dolaşmış, faytonlarla da da ada turu yapıp; at ahırlarının bulunduğu bölgenin ihyasına karar vermiştik. Orman Bakanlığından da 400 milyar lira bir ödenek çıkarttırıp, orası tertemiz bir yer olmuştu. 

Ama ne bilelim ki, İSPARK oraya turnikeler koyup, atların Akbil basmasını bekleyecekti. Dağınıklık bu kira ödeme işiyle başladı. Park yeri paralı olunca, ormanlık alana yayıldı atlar ve sahipleri. Ama hemen söylemeliyim ki, Adalar’ın gerçek nüfusu gene o zamanlar çok çok azdı ve ciddi miktarda yurttaş da iyice yaşlıydı. Yani atlara değil de bisiklete binilsin düşüncesinden olan arkadaşlarımız, demografik yapıdan pek haberdar değildi. 

Faytonlar hareket halinde çıkardıkları çakır çukur nal sesleriyle; ve klakson yerine çıngıraklarıyla, eski zamanların bekçileri gibidir. O ses kimine ninni, kimine güvenlik düdüğü yerine geçer. Evinin önünde iner ve binerler… Zaten her yanı yokuşlu olan adalarda, kimi sokaklarda hem yokuş hem de merdivenlidir… Kısaca, özetle, hülasa efendim; ada halkı, kurallar, denetim olduğunda atlarıyla olmak ister. Adaların kendine göre bir rutini ve bir dizi alışkanlığı vardır. İçecek sularını bile mahallelerindeki bakkallardan taşıyan yerli turistlerin dağınıklığının zerresi yoktur onlarda. İyi sabahlar, iyi akşamlar demeyi bilirler… İyi yazlar gibi kulağınızın aşina olmadığı dilekleri de olur. Sabah kahvaltılıklarını almaya inerler. Akşamüstü dolanmaya, bisiklete binen torunlarına göz kulak olmaya ve belki tavla atıp, dondurma yemeye gelirler. Ama artık hafta sonlarında evlerini savunmaya çalışıyorlar. Bahçelerinin önünde piknik yapan acayip ve saygısız tipler; bahçelerine de tuvalet yapmaya çalışan bir güruhla mücadele etmekteler… Hadi biraz daha açalım ve sevgili mimar dostum Korhan Gümüş’ün geçen hafta yazdıklarına kulak vererek, bir lafımız varsa söyleyelim: 
 

 

“Faytonların kaldırılmasından sonra Büyükşehir Belediyesi, Adalar’da elektrikli minibüsler çalıştırmaya karar vermiş. Çin’den 14 kişilik elektrikli minibüsler satın alınmış. 18 Haziran’da tanıtılıp sonrasında en yakın zamanda çalışmaya başlayacaklar.  

Minibüsler ring seferi yapacaklarmış. Bu amaçla Adalar’da yolların bir bölümü yeniden asfaltlandı. Otoyollarda gördüğümüz çelik bariyerlerle kimi yerler sınırlandırıldı. Geçmişte çift yönlü olan caddeler şeritler çekilerek tek yönlü hale getirildi. Orta bölümleri otobüslere ve bisikletlere ayrıldı. 

İlk akla gelen soru elbette tek yönlü bir trafikte merkeze, çarşıya, vapura gidecek insanların ne yapacağı. Tanıdığım birçok insan merak içinde. Acaba bize zorla bir ‘Ada Turu mu attıracaklar?’, diye. 

Ters yönde trafiğe girdiğiniz takdirde ise kaza olma riski var ve çok tehlikeli. Ayrıca eşsiz bir tarihi alanda lunapark araçları gibi boyanmış araçların dolaşacak olması da kimileri için rahatsız edici. 

Ancak mesele yalnızca bunlar değil. Bu müdahalenin Adalar’ın yerleşim düzenini temelden değiştirecek olması. 

Adalar’ın korunmasından söz ediyoruz, SİT Alanı olduğundan. Peki Adalar’ın korunması yalnızca değerli olduğu söylenen birkaç tescilli binanın yasaklarla yerinde duruyormuş gibi  olmalarından mı ibaret? 

Adalar, İstanbul’da kalabilmiş son sayfiye mekânı. Sayfiye mekaânı ne demek? Öncelikle yazları kullanılan ve önemli mimari miras örneklerini barındıran 19. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar gelen köşk, villa gibi yapılar. 

Bu yerleşim düzeni ise ayrık nizam köşkler. Bunlar daha farklı bir sosyolojik katmana işaret ediyor. Bunlar 19. yüzyıldan sonra Adalar’ın bir sayfiye mekaâına dönüşmesini sağlayan bir dönüşümün günümüze gelen uzantıları. 

Bir de vapur iskeleleri çevresinde, yürüyüş mesafesindeki bir yerleşim dokusu var. Bir bölümü ızgara (dik açılı) planlı olan bu yerleşim düzeni, çoğunlukla bitişik nizam yapılardan oluşuyor. Transfer merkezinin, iskelelerin yakınında bitişik nizam bir yerleşim dokusu bulunuyor. 

Burası Adalar’ın sürekli nüfusunun yaşadığı merkezi ve yürünebilir bir alan. Bunun dışında yaz sezonlarında kullanılan ayrık nizam yapılar otobüsle değil, bisikletle veya fayton gibi araçlarla ulaşılabilecek yerler. 19. yüzyıldan günümüze kadar gelen ve korunması gereken bu eşsiz özelliği. İstanbul’un Yeşilköy, Erenköy, Bostancı, Caddebostan gibi semtlerinde olduğu gibi. 

Bu düzenin Adalar dışında başka bir örneği kalmadı. 

Faytonlar kaldırılıyorsa bile eğer burası SİT Alanı ise, korunması gereken bu yerleşim düzeni demek. Bu düzene sayfiye mekânı deniyor. Eğer Büyükşehir Belediyesi bunun farkında değilse, Adalar’ı başka semtler gibi otobüs ya da minibüs ring seferleri ile ulaşımı sağlanacak bir yer olarak görüyorsa, o zaman bir sorun var demektir. 

Çünkü bu girişim Adalar’ı bir sayfiye mekânı olmaktan çıkarır. 

Dediğim gibi geçmişte Yeşilköy, Florya, Erenköy ve Boğaziçi’ndeki yerleşim düzeni de böyleydi.  Bugün Adalar’ın özgünlüğü, bu yapıyı günümüze taşıyan son örnek olması. 

Adalar’da öncelikle korunması gereken yalnızca tescilli yapılar değil, yerleşim düzeninin bu mantığı. Faytonlar tıpkı taksiler gibi istasyonla köşkler arasındaki ilişkiyi kuran ögelerdi ve bu mantığa göre yerleşim morfolojisi oluşmuştu.  

Tekrarlayayım: Yürüme mesafesinde bitişik nizam yerleşim dokusu ve araç mesafesinde ayrık nizamdaki köşkler… Sayfiye mekânları genellikle düşük yoğunluklu imara açılmış, şehrin merkezi gibi rant baskısıyla inşaata açılmamış yerlerdir. 

Bugün öngörülen toplu taşıma sisteminin bunu hiç dikkate almadığını ve bu yapıyı tahrip edeceği çok açık. Çünkü faytonlar bu ikinci katmana verilen bir ulaşım hizmetiydi ve tıpkı diğer küçük üretim hizmetleri (marangozluk, tesisatçılık, taşımacılık, restorancılık, …) gibi bir yapıya sahipti. 

Başka bir deyişle mekândaki bu yapısal farklılık, bu sosyolojinin kurucu ögelerinden biriydi. En azından faytonlar kaldırılırken bu yapının dikkate alınması gerekirdi. 

Araçların tasarımı lunapark araçları gibi. Bunlar tıpkı mimari miras, kültürel yapılar gibi bir yerleşim alanının en önemli simgeleri. Çok daha nitelikli tasarımlar olabilirdi ve Adalar’a değer katardı. 

Minibüsler, ‘over design’ denecek gibi aşırı dozda süslenmiş. Oysa ki tasarım konsepti olarak çevresindeki çeşitlilikle yarışmaması, tasarım üzerine tasarım yapılmaması daha iyi sonuç verebilirdi.  

Ayrıca tek yönlü ulaşım birçok yerde sorunlu. Belki daha iyi geliştirilebilir. Araç sayısından caddelerin ve kullanıcıların özelliklerini göre bir deneme süreci geçirmek lazım. 

Adalar, İstanbul’un sayfiye mekânı. Şehir gibi rant baskısıyla dönüşmediği için günümüze gelebilmiş tek örnek. Bu müdahale Adalar’ın bu niteliğini ortadan kaldıracak. 

Belli ki bu girişimin sahipleri faytoncuların ellerinden aldıkları işe talipler. Adalar’ın turizm rantından pay almak istiyorlar.  

Mesele faytonların kaldırılması değil, Yassıada’da örneğini gördüğümüz inşaata dayalı bir gelişme modelinin dayatılması. 

Not: Bu arada Adalar İyi Parti İlçe Başkanı’nın Ada Gazetesi’ne verdiği demeç de beni hayrete düşürdü. Şoförlük kadrolarını, Adalar’daki elektrikli araçlarda kendi aralarındaki kontenjana göre paylaştırmışlar. Bunu gayet normal bir işmiş gibi söylüyor. Yoksa siyasal ittifak denen şey böyle bir şey mi? Tabanda insanlara iş bulmak ve kadrolaşmak, elde edilen imkânları ganimet gibi paylaşmak. Bu açıklamaya şaşırmayanlar olması da ayrıca şaşırtıcı.” (bianet.org röportajından alıntıdır)… 

Bir not da benden: Çamlıhemşin’deki Fırtına HES için gelen Bilirkişi heyeti, tabii ki halkla da toplantı yapar. Davayı kazanmadaki en önemli etmen, bir köylünün şu yargısıdır: ‘Efendim, bu dereler burada yüzlerce yıldır akıyor ve hem biz hem de bahçelerimiz bundan yararlanıyoruz. Ayrıca bu ses biçim için çakalların, kukumav kuşlarının sesleri kadar önemlidir. Duymazsak uyuyamayız, bile’… 

Korhan hocam bugünkü çerçeveyi gayet güzel çizmiş ama ben bu yazıya katılıyor olmamın yanı sıra bazı şeyler daha eklemek istiyorum. Daha önceden sadece iki kişide elektrikli küçük bir golf arabası gibi araç vardı. Belediyeninkini saymazsak; rahmetli gazeteci (kalbim var diyerek, edinmişti) Mete Akyol ve eski deniz kuvvetleri komutanı ve kardeşi kurmay başkanı olan kişilerin aracı… Kimseyi kullanma izni verilmediği için elbette göze batıyordu ama şimdi onlarca araç olacak. Yetmezmiş gibi Pakistan tarzı boyamalarıyla, abullabut midibüsler ve başka araçlar… Oranın kendine tarz halinin değişmesi kültürel bir yozlaşmadır… Yapmayın…

(yeni1mecra.com)