ABD-Rusya gerginliğinin nedeni

ABD-Rusya gerginliğinin nedeni

11 Mart 2019 Pazartesi  |   MG Özel


Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen hafta, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan (INF) doğan yükümlülüklerin askıya alınmasına dair kararnameyi imzaladı. 

Böylece, 8 Aralık 1987'de ABD ile imzalanan nükleer anlaşmanın askıya alınmasını onamış oldu. Şubat ayında ise Putin, ABD'yi, INF anlaşmasından çekildikten sonra Avrupa'da kısa ve orta menzilli füzeler konuşlandırmaması yolunda uyarmıştı. Bunun kendileri için ciddi bir güvenlik tehdidi olduğuna işaret eden Rusya lideri, ABD'ye bu durumda, "aynı şekilde" yanıt vereceklerini açıklamıştı. 

Bugün dünya ve Rus siyasi uzmanları, “giderek gerginleşen Rusya-Amerika ilişkilerinin sonu ne olacak” sorusuna yanıt arıyor. 

Bu soruyu Rusya Bilimler Akademisi ABD ve Kanada Enstitüsü araştırma görevlisi Dr. Vladimir Vasilyev'e sorduğumda, "Bu gerginleşmenin nereye doğru gideceğini ve ne gibi sonuçlar doğuracağını söylemek çok zor. Durum çok ciddi" yanıtını aldım. 

Peki Putin'in 2000 yılında iktidara gelmesinden bu yana Rusya-ABD ilişkilerinde neler yaşandı? Neden ilişkiler bugün giderek gerginleşiyor? 

İnternette Putin’in 7 Mart 2000 tarihli, devlet başkanı olarak yaptığı ilk röportajın görüntüleri dolaşıyor. Gazetecileri Kremlin'deki makam odasına ağırladığı görülen Putin'in özellikle bir soruya verdiği yanıt çok dikkat çekici. Rusya liderinin "Odanızdan neleri görebiliyorsunuz?" sorusunu da şöyle yanıtlamakta: “Şunu görüyorum: Sadece piyasada firmalar arasında değil, uluslararası alanda da ülkeler arasındaki sert bir rekabet var. Ne yazık ki, bu konuda belirli ciddi bir endişelerimiz var. Çünkü bu yarışmada bizler lider durumunda değiliz.” 

Putin, 2000 yılında Amerika ve Avrupa'ya ılımlı mesajlar vererken, odasından "gördüğü" ülkeler arasındaki sert rekabet gerçeğini de unutmuyordu, yine de Batı ile ilişkilere önem vererek karşı tarafa elini uzatıyordu. 

Örneğin, 11 Eylül 2001'de ikiz kulelere yapılan terör saldırılarının ardından Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD'li mevkidaşı George W. Bush’u arayan ilk lider oldu ve Amerika’ya destek vermek için askerlerini alarma geçirdiğini ilan etti. Putin ayrıca, Bush’un başlattığı küresel terörizm ile savaş politikasına destek vermişti.   

Kasım 2001'de ise George W.Bush, Putin'i Beyaz Saray'da ve Teksas'taki çiftliğinde ağırlayarak Fransız şarabı ikram etti ve ayrıca Meksika usulü barbekü hazırladı. Putin de ev sahibine ve eşi Laura'ya övgü yağdırdıktan sonra iki ülke arasındaki sorunlara da değindi. Putin ABD'nin füze denemesinin Anti-Balistik Füze Anlaşması'nı ihlal edeceğine dikkat çektikten sonra ‘‘Ancak Bush ne yaparsa yapsın, bu iki ülkenin ilişkisini gerginleştirmeyecektir’’ dedi. 

Mayıs 2002'de Rusya-NATO Konseyi kuruldu... 

Fakat, 2003 yılında ABD'nin Irak'a askeri müdahalesi, Moskova'nın sert tepkisine neden oldu. Putin 2012 yılında düzenlediği yıllık basın toplantısında bu olayın iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden olduğunu bizzat vurguladı. 

2004 yılında eski Sovyet cumhuriyetleri Letonya, Litvanya ve Estonya dahil 7 Doğu Avrupa ülkesinin NATO'a üye yapılması Rusya Devlet Başkanı'nı öfkelenlendirdi. Putin'e göre, NATO'nun bu adımı Sovyetler'in dağılması sürecinde Batı'nın Moskova'ya verdiği taahhütün ihlali anlamına geliyordu.  

Daha sonra Amerika'nın Doğu Avrupa'da füze kalkanı sisteminin kurulması ile ilgili çalışmaları ikili ilişkileri yeniden gerginleştirdi. 

Putin, 10 Şubat 2007'de 43. Münih Güvenlik Konferansında yaptığı ünlü konuşmasında ABD ve NATO”yu sert eleştirdi. Putin “Soğuk Savaş” sonrasında öngörülen tek kutuplu dünyayla ilgili değerlendirmelerde bulunarak şunları söyledi: 

“Günümüz dünyasında, tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olmasının yanı sıra, aynı zamanda imkansız olduğu kanaatindeyim...Ve aslına bakılacak olursa, bağımsız yasal normlar, gittikçe bir devletin hukuk sistemine benzemektedir. Bu tek devlet, en önemlisi ve en başta ABD, her yönden ulusal sınırlarının ötesine geçmiştir. Diğer uluslara dayattığı ekonomik, siyasi, kültürel ve eğitimsel politikalar bunun kanıtıdır. Peki, bundan kim hoşnut? Kim bundan memnun kalıyor?..”  

Ardından 2008 yılında 5 günlük Rus-Gürcü savaşı, 2014 yılında Ukrayna'da yaşananlar, Batı'nın Rusya'ya yönelik yaptırımları, ABD'nin Ukrayna ve Gürcistan'ı NATO'a üye yapmak için başlattığı girişimler ve benzeri gelişmeler Moskova-Washington hattında gerginliğin dozunu artırdı. 

2014 yılında Putin Batı ile yaşadıklarını öfkeyle özetlerken Yugoslavya, Irak ve Libya'da yaşananları hatırlatarak, "Biz Rusya olarak Batı ile hep diyalog ve eşit ilişkiler istedik. Ama onlardan karşılık görmedik. Arkamızdan kararlar aldılar, dolaplar çevirdiler, bizi aldattılar" eleştirisinde bulundu. 

2000 yılından bu yana ABD'de 3 başkan değişti fakat Washington'un Moskova'ya yönelik sert politikalarında değişiklik olmadı. Tam tersi ilişkiler her geçen gün gerginleşti. 

Yine 2014 yılında Ulusal Sesleniş konuşmasında Putin Batı'nın asıl hedefini şöyle özetliyordu:  

"Onların öncelikli hedefi ayakları üzerinde durmaya ve uluslararası konularda söz sahibi olmaya başlayan Rusya’yı tekrar zayıflatmak. Bizim için Yugoslavya senaryosu hazırlamak istediler. Ama biz bu küstah planları millet olarak önledik. Rusya izlediği politikasında taviz vermek niyetinde değil...Batı, uyguladığı yaptırımlarla bizim zamanla diz çökeceğimizi bekliyorsa bunlar boşuna. Biz hiçbir zaman Batılı devletlerin politikalarının güdümüne girmeyeceğiz. Bunu sağlayacak gücümüz de var. Savunma alanında tehditlere yeterli yanıt verebilecek kuvvet politikası izleyeceğiz. Bizim güçlü bir ordumuz var…"

Fuad Seferov, Moskova