ABD 'Büyük Türkiye'

ABD 'Büyük Türkiye'

7 Ekim 2019 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

1980 öncesi siyasi tartışmalarda ağızlarda en çok dolaşan sözlerden biri Adnan Menderes’e atfedilen “Küçük Amerika olacağız” öngörüsüydü... 

Bugün “Küçük Amerika” olmakla kalmadığımızı, Amerika’nın 10 yıl filan ilerisine geçtiğimizi söylemek yanlış olmayacak. Çünkü bizden yaklaşık 10 yıl sonra ABD’nin siyasi gündeminde “demokrasimiz tehlikede, anayasal sistemimiz elden gidiyor” paniği ayan beyan dillendirilmekte. 

Elbette paniğin senaristi, yapımcısı, yönetmeni ve baş aktörü ABD Başkanı Donald Trump’tan başkası değil. Çünkü Trump geçen hafta içinde Demokratların liderliğindeki Temsilciler Meclisi ve kendi Cumhuriyetçi Partisi içindeki muhalif unsurlarla olan çatışmasını iyice tırmandırmakla kalmadı, işi siyasi tartışmadan kişisel husumet düzeyine düşürmekte de sakınca görmedi. 

Trump geçen hafta içinde, ülkesinin seçim siyasetine Ukrayna’dan sonra ikinci bir ülkeyi, hem de halen bir gümrük tarifeleri savaşı yürüttüğü Çin’i de karıştırmaya çalıştı. Gazetecilere açıkça, Çin hükümetinin de, Demokrat Parti’nin 2020’deki başkanlık adaylarından Joe Biden’ın ve yakınlarının Çin’deki iş bağlantılarını soruşturması gerektiği söyledi. 

Hatırlanacak olursa, Trump geçen haftalar içinde Ukrayna’ya yapılan askeri yardımı önce dondurmuş, Ukrayna Cumhurbaşkanı’na Biden’ın oğlunun iş bağlantıları hakkında soruşturma açılmadığı sürece yardımın verilmeyeceğini söylemiş, ancak durum Demokrat Partili Kongre üyelerince anlaşılınca yardımı serbest bırakmak zorunda kalmıştı. Üstelik ABD istihbaratında çalışan kimliği açıklanmayan bir yetkilinin Trump’ın Ukrayna Cumhurbaşkanı ile yaptığı konuşmaları Kongre’ye sızdırması olayı bir skandala dönüştürmüştü. 

Bu satırların yazıldığı saatlerde ABD haber sitelerinde ikinci bir istihbarat görevlisinin daha Trump hakkında Kongre’ye ihbarda bulunduğu  bildiriliyordu. İhbarın içeriği konusunda ayrıntılı bilginin önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanması bekleniyor. 

Görüldüğü gibi, Trump, Demokratlar tarafından anayasayı ihlal ve kendi başkanlık yeminine ihanet ederek seçimlere yabancı parmağı karıştırmakla suçlanmasını adeta hiçe saymakla, “ne yapabilirsiniz ki” edasıyla meydan okuyarak Ukrayna’dan sonra Çin’i de kendi iç politik hesaplarına alet etmeye çalışıp sadece gerginliği tırmandırmıyor, siyasi polemiği düşmanlığa dönüştürmeye çalışıyor. 

Elbette bunun en önemli aracı olan tweetlerini adeta güdümlü füze gibi kullanmayı büyük bir maharetle becerebilen Trump, son olarak, kendi partisi olan Cumhuriyetçilerin 2012 seçimlerinde başkan adayı olan Utah senatörü Mitt Romney’i attığı bir tweette “g..t” olarak niteledi. 

Trump’ın söylemindeki düşmanca tonu iyice artırması, her adımı atmak için ağzına bakan bir çok Cumhuriyetçi Kongre üyesini de “azgınlaştırdı” demek yanlış olmaz. 

ABD televizyonlarındaki siyasi sohbet programlarında Cumhuriyetçiler, konuyla ilgili bütün soruları saptırıp cevaplarında yalpalamak için bir merkezden yönlendirilmiş gibi bir tutum takınıyorlar. 

Trump hakkında yapılan ikinci ihbar bugünkü tabloyu ne derecede değiştirebilir, şimdilik bir öngörüde bulunmak olanaksız. 

Ancak genel algı çerçevesinden bakıldığında söylenebilecek şu: ABD’nin istihbarat kurumları, göreve ilk geldiğinde yaptığı Nazi benzetmesiyle kendilerini aşağılayan Trump’ı hedeflerinde tutmaya devam edecek. Ancak bu kurumlar ne yaparlarsa yapsınlar anayasal sınırlar içinde kalmak zorundalar. Buna karşılık Trump’ın hiç böyle bir kaygısı olmadığı gibi, arkasındaki para desteği de kesilecek gibi değil. (Bu para desteği Amerika’nın gizli milyarderlerinden geliyor ve masa altından yapılan bu bağışların amacı, orta yaşlı ve üzeri, Anglo-Sakson kökenli ve muhafazakar seçmenin desteğiyle Trump’ın bugünkü çizgisinde dört nala yol almaya devam etmesini sağlayabilmek) 

Uzun sözün kısası, ABD demokrasisi gerçekten de devleti kendi siyasi ve ekonomik amaçları için kullanabilmek amacıyla ellerinden gelen her şeyi yapmaya hazır bir grubun elinde alet olma tehlikesiyle karşı karşıya. (Burada giriş cümlesiyle yeniden bir paralellik kurup kurulamayacağı sorusunu yanıtlamayı okurlara bırakıyoruz.) 

Cengiz İzmirli (mahlas)