ABD 'bölündü'

ABD 'bölündü'

6 Şubat 2020 Perşembe  |   Serbest Kürsü

Eğer ABD’de son üç günde olup bitenler gösterge olarak alınırsa, "Soğuk Savaş" döneminde “hür dünyanın lideri” etiketli bu ülkenin, liderlik bir kenara ne kadar güvenilir bir müttefik olduğunun sorgulanacağı günlere doğru yol alacağımızı öngörmek çok da yanlış olmayacak. 

Peki nedir son üç günde yaşanıp da bu kaygının dile getirilmesine yol açan gelişmeler? 

2 Şubat Pazartesi: ABD Senatosu, önceden de tahmin edildiği gibi Başkan Donald Trump aleyhinde önemli ölçüde yaralayıcı ifadeler verme olasılığı olan tanıkların dinlenmesini reddetti. Temsilciler Meclisindeki Demokrat Partili çoğunluk, Senatodaki Trump’ın koru körüne destekçisi Cumhuriyetçi senatörlerden ılımlı olarak bilinen bir kaçının tanıkların dinlenmesi yönünde oy kullanacağını umuyor ve böylece Trump hakkında hazırladıkları iddianamenin kamuoyunda daha geniş destek bulmasının sağlanacağını hesaplıyordu. Hesap tutmadı. Bütün Cumhuriyetçi senatörler  tanıkların dinlenmesinin gereksiz olacağı iddiasını destekledi. 

“Ne var bunda? Görünen köy kılavuz istememiş, Senatodaki çoğunluk beklendiği gibi Trump’ı desteklemiş” diyenler haksız değiller. Ama buradaki çok ince bir noktanın altını çizmekte yarar var: 

Trump aleyhinde oy kullanacağı umulan, ancak sonunda onu destekleyen ılımlı senatörlerin, oylarının rengini savunmak için açıkladıkları gerekçe ciddi biçimde kaygı verici. Bu konumdaki iki üç senatörün hepsi, değişik sözcüklerle de olsa şunu söyledi: “Tamam, Demokratların hazırladığı iddianamenin ciddi bir temeli var, Trump’ın suç işlediği aşikar ama bu suçlar görevden alınmasını gerektirecek kadar önemli değil.” 

Bir başka anlatımla, ABD Senatosu, suç işlediğini bile bile, Trump’ı görevde tutmayı adaletin yerine getirilmesinden daha önemli olarak değerlendirdiğini dünya aleme ilan etti. Artık ABD’nin ciddi bir hukuk devleti olduğunu sorgulamak gerekmez mi? 

Aynı gün akşam, Trump’ı kasım ayındaki seçimlerde alaşağı etmeyi hedefleyen Demokrat Parti’nin İowa eyaletindeki örgütü, seçimde Demokrat Parti’nin adayının kim olacağına ilişkin bir oylama yaptı. Ama ne oylama? Oyları saymak için kullanılan bir bilgisayar programının işleyişinde çıkan aksaklıklar yüzünden oylama sonucu saatler boyunca açıklanamayınca, Trump’a gün doğdu, hemen Twitter üzerinden şunu yazdı: “Amerika’yı yönetmesini beklediğiniz Demokratlar bunlar mı?” 

Evet, ABD seçim kampanyası uzun soluk isteyen bir maraton ama daha ilk adımda Demokrat Partili seçmenlere bile “Bu ne rezalet, böyle giderse ben de Trump’a oy vereceğim” dedirten bir aksaklığa imza atan partinin seçim şansı nasıl değerlendirilir? 

3 Şubat Salı: ABD Başkanı’nın Kongre’de her yıl yaptığı “Birliğin Durumu” konulu geleneksel konuşma. Trump’ın bu konuşmasında ABD ekonomisinin durumunu biraz da abartarak başarılarına örnek göstermesi, kendinden önce başkanları aşağılaması ve muhafazakar ideolojinin bayraktarlığını yapması elbette son derece sıradan bir olgu. Sıradan olmayan, Temsilciler Meclisinin Demokrat partili  Başkanı Nancy Pelosi’nin, Trump’ın konuşmasının metnini, tüm kameraların gözüne sokarcasına göstere göstere yırtması. 

Olaydan sonra bütün gözlemcilerin altını çizdiği nokta şuydu: ABD yakın tarihinde partizanlık ve bölünme hiçbir zaman toplumu bu derecede karşıt kamplara bölmemişti. Kasım seçimlerinde ne olursa olsun, Amerikan toplumunun bu ayrışma psikolojisini aşması için yıllar gerekecek, hele Trump 2020 seçimini kazanırsa bölünme ve kamplar arası düşmanlık daha da artacak. 

4 Şubat Çarşamba: ABD Senatosu, Başkan Trump’ın, yabancı bir ülkenin seçimlere müdahalesini sağlamaya çalışmak ve Temsilciler Meclisinin bu suçu soruşturmasını engellemekle suçlandığı iddianameyi, bu suçların işlendiğini kabul eden senatörlerin de oylarıyla çöpe attı. 

Ortaya çıkan tablonun vahameti şurada: Trump’ın Beyaz Saray’daki ilk dört yılında, şovmen başkandan cesaret alan, Hindistan’ın Narendra Modi’sinden Brezilya’nın Jair Bolosnaro’suna kadar bir çok aşırı sağcı, faşist eğilimli lider hukuku çiğnemeye ve siyasi gündemlerini gerçekleştirmek adına doğa katliamına, toplumsal kamplaşma ve düşmanlığı körüklemeye yönelik politikalar izlemeye başladılar. Trump’ın Beyaz Saray’da geçireceği ikinci bir dört yıl, ABD dahil bir çok ülkede iç çatışmaların patlak vermesi  ve başta Orta Doğu olmak üzere uluslararası düzeyde de sıcak savaş olasılığını artırmaya aday görünüyor.

Cengiz İzmirli (mahlas)