7 anlaşmazlık noktası

7 anlaşmazlık noktası

13 Şubat 2020 Perşembe  |   Günlük

Suriye'de son dönemde yaşanan çatışmalara rağmen Ankara'dan, Moskova'yla ilgili temkinli açıklamalar geliyor. Ancak Soğuk Savaş döneminde Moskova liderliğindeki Sovyet ülkelerine karşı güvenlik işbirliği oluşturmak için kurulan NATO üyesi Türkiye ile Rusya arasında, Suriye dışında birçok alanda çıkar uyuşmazlığı var. Bu uyuşmazlıklar, ekonomi ve enerji alanında yapılan işbirlikleri neticesinde son yıllarda yüksek sesle dile getirilmese de, "diplomatik çatışma alanları" olarak varlığını sürdürüyor. 

Bunların başında Suriye, Libya, Erdoğan'ın ziyaretiyle yeniden gündeme gelen Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan-Ermenistan ve Sırbistan-Kosova meselesi geliyor. 

Suriye

Eylül 2015'te Türkiye'nin silah, para ve eğitim desteği verdiği muhaliflere karşı Şam'ın yanında savaşa katılan Rusya'ya ait bir savaş uçağı, Türk savaş uçakları tarafından düşürüldü. 

Kasım 2015'te yaşanan olay sonrası iki ülke arasındaki ticari ilişki de büyük oranda geriledi, vize serbestisi uygulaması askıya alındı. 

Ancak Suriye meselesinde Ankara'nın "terör örgütü" olarak gördüğü Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile yapılan işbirliğinden dolayı ABD başta olmak üzere Batı ve NATO ülkeleriyle güven sorunu yaşayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den özür diledi. Ağustos 2016'dan bu yana da Suriye'de Rusya'yla işbirliği yapıyor. 

Son dönemde ise 2018 yazından beri Rusya ve Şam'ın ertelediği İdlib operasyonu başladı. Yedi Türk askeri, bir de sivil hayatını kaybetti. 

İdlib'de Rusya destekli Suriye ordusu ile Türk ordusu arasındaki çatışmayla gün yüzüne çıkan çıkar çatışması, aslında üç yıldır Suriye'de farklı alanlarda sürüyor. 

Türk ordusu, Rusya ile koordineli şekilde yürüttüğü Fırat Kalkanı operasyonuyla, Menbiç ve Afrin'deki YPG bölgelerinin arasındaki bağı kesmeyi hedefliyordu. 

Operasyonun bittiği Mart 2017'de Rus askerleri, Suriye ordusuyla birlikte Menbiç sınırına giderek YPG'yi hedef alacak herhangi bir operasyonu engellemiş oldu. 

2017'nin başında yeniden gündeme gelen, Türkiye'nin operasyonu yürüttüğü bölgede güvenli bölge kurma talebi Moskova'da olumlu karşılansa da ciddi bir fikir ayrılığı ortaya çıktı. 

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, güvenli bölgelerin Beşar Esad yönetimiyle işbirliği içinde oluşturulabileceğini söyledi. Ardından da güvenli bölgenin, YPG'nin kontrol ettiği Fırat'ın doğusunu da kapsaması gerektiği fikri gündeme getirildi. 

Uçuşa yasak bölge oluşturulacağından bu teklif, Ankara için YPG'nin korunması anlamına geliyordu. Bu sebeple güvenli bölge konusunda uzlaşılamadı. 

Ocak 2018'de Afrin operasyonu sonlanırken de, Afrin'in doğusunda YPG'nin yer aldığı Tel Rıfat bölgesine Rus askerleri konuşlandı ve Türk ordusunun bölgeye ilerlemesi engellendi. 

Son olarak Ekim 2019'da Fırat'ın doğusunda, Rasul'ayn ve Tel Abyad arasında Türkiye'nin YPG'yi hedef alarak başlattığı Barış Pınarı Harekâtı da, Erdoğan ve Putin'in 6 buçuk saatlik görüşmesiyle sonlandı. 

Görüşme sonunda açıklanan uzlaşma metnine göre Türkiye operasyonu yürüttüğü bölgede 20 kilometre güneye kadar Türk ordusu ve muhalifler kalacak, sınırın diğer bölgelerinden de YPG en az 30 kilometre güneye çekilecekti. Rus ordusunun gözetiminde gerçekleşmesi planlanan çekilme henüz tam olarak gerçekleşmedi. 

Tüm bu süre boyunca Rusya, YPG'nin siyasi kanadı olan Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) Şubat 2016'da Moskova'da kültür derneği çatısı altında kurduğu ofisin faaliyetlerine izin verdi. Ofis hâlâ açık. 

Esad'ın Suriye Devlet Başkanı olarak kalmasını ve yönetimin de aynı şekilde devam etmesini planlayan Moskova, Ocak 2017'de Suriye için bir anayasa taslağı da hazırladı. 

Taslakta "Özerk Kürt kültürel organları" ifadesi yer alıyordu. Birçok yetkinin cumhurbaşkanından parlamentoya devredilmesinin öngörüldüğü taslakta "Kürtçe de resmi dil olarak kabul edilmeli" deniyordu. 

Rus uçağı düşürüldükten 5 ay sonra, ilişkilerde gerilimin yüksek olduğu bir dönemde, 13 Mayıs 2016'da PKK'nın, Türk ordusuna ait bir helikopteri Rus yapımı SA-18 Igla füzesiyle vurarak düşürdüğü ortaya çıkmıştı. 

Son olarak Libya'daki durumu görüşmek üzere 13 Ocak'ta Moskova'ya giden MİT Başkanı Hakan Fidan'ın, Suriyeli mevkidaşı Ali Memlük'le görüştüğü haberi, Suriye'nin resmi haber kanalı SANA tarafından duyuruldu. 

Ankara'daki yetkililer, görüşmenin gizli kalmasının planlandığını, SANA'daki haberin Rusya'nın yönlendirmesiyle yayımlandığı görüşünde. Zira Putin, Ocak 2019'dan bu yana Ankara ile Şam arasında doğrudan üst düzey temasın olması gerektiğini dile getiriyor. 

Suriye'de bu farklılıklar nadiren yüksek sesle dile getirildi. Bunun yerine ortak devriyeler, operasyonlarda yapılan işbirliği gündemde tutuldu. 

Libya

Libya'daki iç savaşta Ankara, başkent Trablus'ta Birleşmiş Milletler'in meşru kabul ettiği Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni (UMH) destekliyor. 

Rusya ise, ülkenin doğusunda başlattığı operasyonlarla toprakların neredeyse 4'te 3'ünü kontrolü altına alan General Halife Hafter'e destek veriyor. 

Libya'daki savaş da hem Rusya hem Türkiye'nin silah, mali yardım ve askeri güçle doğrudan müdahil olduğu bir iç savaş. 

UMH ile askeri ve güvenlik işbirliği anlaşması imzalayan Türk hükümeti, eğitim ve danışmanlık amaçlı bir grup Türk askerini Libya'ya gönderdi. 

Rusya ise Wagner adlı güvenlik şirketi üzerinden Hafter'in ordusuna destek veriyor. Hafter, Trablus hükümetine destek verdiği için Türkiye'yi "teröristleri desteklemekle" suçladığı dönemlerde Rusya'ya birçok kez ziyarette bulundu. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu'yla buluştu. 

Rusya'nın petrol zengini Libya'daki öncelikleri arasında Kaddafi döneminde yapılmış enerji anlaşmalarını devam ettirecek istikrarlı bir yönetim kurulması var. 

Türkiye'nin de Libya'da Kaddafi döneminde yaptığı birçok ikili ticaret anlaşması var. Bu anlaşmaların sürmesi, UMH ve lideri Fayez el Sarraj'ın kalıcı olmasına bağlı. 

Ankara aynı zamanda Sarraj hükümetiyle Doğu Akdeniz'deki doğal kaynakların paylaşımında İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır'a karşı da deniz yetki alanları anlaşması da imzaladı. 

Putin ve Erdoğan'ın, tıpkı Suriye'deki gibi Libya'da da bir ateşkes anlaşmasına varılması için görüşmeler yapsa da henüz kalıcı ateşkes uzlaşmasına varılmadı. 

Yabancı ülkelerin Libya'ya asker ve silah göndermemesi çağrısı yapılan 19 Ocak'taki Berlin zirvesinin ardından ise Türk askeri de Rus Wagner şirketine bağlı paralı askerler de Libya'da varlık göstermeye devam etti. 

Ankara, uluslararası meşruiyeti olan hükümetin daveti ve ikili anlaşmalar kapsamında asker sevkiyatının yapıldığını, bu askerlerin muharip olmadığını savunuyor. 

Hafter'in Rusya, Mısır, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteğiyle Trablus'u kuşatmak için başlattığı operasyon ise sürüyor. 

Kanıtlanmış 48,363 milyon varil petrol rezervi bulunan Libya, en fazla petrol rezervi olan OPEC ülkeleri arasında 7. sırada yer alıyor. 

Ukrayna

1700'lerden itibaren Rus çarlığının kontrolünde olan ve ardından Sovyetler Birliği'nin bir parçası olan Ukrayna'da, Sovyetlerin dağılmasının ardından da Rusya'nın etkisi sürdü. 

Bir yandan Avrupa Birliği (AB) üyesi olmaya çalışan Ukrayna'da Kasım 2013'te hükümetin AB ile anlaşmaya imza atmak yerine Rusya ile ilişkileri güçlendiren bir anlaşma imzalaması, ülkede geniş çaplı protesto gösterilerine neden oldu. 

Şubat 2014'te Rus yanlısı hükümet devrildi. Rusya, bunun üzerine Rus nüfusun ağırlıklı olduğu doğu ve güneydeki Rus yanlısı gruplara silah desteği vermeye başladı ve çatışmalar çıktı. 

Türkiye bu süreçte Ukrayna hükümetini destekledi. 

Ancak Rusya ile Türkiye arasında Ukrayna üzerinden asıl gerilim, Kırım'daki olaylar sebebiyle arttı. Şubat 2014'te nüfusunun yüzde 60'ı Rus olan Kırım'da parlamentoya Rus bayrağı asıldı. Gelişmelere itiraz eden Tatarlar gözaltına alındı. 

16 Mart 2014'te yaklaşık 250 bin Kırım Tatarı'nın boykot ettiği bir referandumun sonucuna dayanan Rusya, Kırım'ı ilhak etti. ABD, NATO ve AB'nin tepkisini çeken ilhâk, Türkiye'den de sert tepki aldı. 

Türkiye bu süreçte Kırım Tatar Milli Meclisi'yle çok yakın çalıştı. Tatar Milli Meclisi eski başkanı ve Ukrayna milletvekili Mustafa Cemil Kırımoğlu, sık sık Türkiye'yi ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüştü. Erdoğan, referandum sonrası ilk görüşmede "Türkiye batı dünyası ile birlikte Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün korunmasını istiyor. Bu konuda Türkiye'nin de içinde bulunduğu NATO bir karar alırsa biz de elbette buna uyarız" dedi. 

Kırım Türkleri ve toprak bütünlüğü savunmasının yanında, Ukrayna ile Türkiye'nin ikili ticaret hacmi de önemli faktörlerden. 

2018'de 4,1 milyar dolar olan ikili ticaret hacminin 2020'de 10 milyar dolara ulaşması hedefleniyor. İki ülke arasında vizesiz geçiş uygulaması var. 

Rusya ise Ukrayna üzerindeki etkisini sürdürmek için Rus yanlısı gruplarla çalışmaya devam ediyor. Moskova, Ukrayna'daki Rus yanlısı cumhurbaşkanının devrilmesine "Batı'nın desteklediği darbelerden biri" olarak bakıyor. 

Rus doğalgazı büyük oranda Avrupa'ya, Türkiye'den giden boru hatları dışında bir de Ukrayna üzerinden geçen Batı Hattı üzerinden taşınıyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya'yla İdlib üzerinden yaşanan son gerilim sonrası, daha önceden planlanan Ukrayna ziyareti kapsamında Kırımoğlu ile de görüştü. Kırım'ın Rusya'ya bağlı olduğunu kabul etmedikleri mesajını verdi. 

Ziyaret sonrası Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Sibiga, Ukrayna basınına yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Ukrayna ordusunun ihtiyaçları için 200 milyon liralık yardımda bulunacağını açıkladı. 

Ziyaret, Rus medyasında da gündem oldu. Erdoğan'ın Kiev'deki karşılama töreninde Ukraynalı askerlere "Şan olsun Ukrayna'ya" sözleriyle selam vermesi, Rus gazetelerinde eleştirilerek yer aldı. Buna göre bu selam, Rusya karşıtı eylemlerde Ukraynalı milliyetçilerin kullandığı bir selamlaşma yöntemi. 

Güney Kafkasya

16. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine giren bölge, Rus Çarlığı'nın bölgeye ilerlemek istediği dönemlerden bu yana iki devlet arasında anlaşmazlık alanı olmaya devam ediyor. 

Gürcistan'da bu anlaşmazlığın boyutları, 2008'deki Güney Osetya savaşında daha da belirginlik kazandı. 

Sovyetler Birliği'nin dağılması sırasında Gürcistan'a bağlı özerk bir bölge olarak kalan Güney Osetya'da, Rus askeri varlığı ve Moskova'nın etkisi sürmüştü. 2008'de Güney Osetya bağımsızlığını ilan edeceğini açıkladığında, Gürcistan bölgeye askerlerini gönderdi. 8 Ağustos'ta başlayan ve Rus ordusunun özerk bölge askerlerine yoğun destek verdiği savaşı Gürcistan kaybetti. Rus yanlısı Güney Osetya yönetimi, bağımsızlığını ilan etti. 

Savaş sırasında NATO, ABD ve Avrupa Birliği, Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü savundu. NATO savaş gemileri Karadeniz'e konuşlandı. Türkiye, Gürcistan'da elektriği kesilen bölgelere elektrik iletti. 

Rus uçakları savaş sırasında, modernizasyonu Türkiye tarafından yapılan Marneuli askeri havalimanını da bombaladı. 

Batı'ya yakınlaşan ve AB üyesi olmaya çalışan Gürcistan'la Türkiye'nin ilişkileri de çok iyi. Azerbaycan doğalgazı, Gürcistan üzerinden Türkiye'ye taşınıyor. Bakü'den başlayan trenyolu hattı da Gürcistan üzerinden kesintisiz olarak Türkiye'ye ulaşıyor. İki ülke arasında vizesiz geçiş anlaşması var. 

Birkaç hafta süren Güney Osetya savaşı sırasında Rusya, Türkiye'yi, Gürcistan'a 40 milyon dolarlık askeri yardım yapmakla suçladı. O dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı da, Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü savunan açıklamalar yaptı. 

Gürcistan'ın kuzeyindeki Güney Osetya ve Abhazya'da 2008'deki durum mevcudiyetini koruyor. 

Güney Kafkasya'daki tek anlaşmazlık noktası bu değil. 

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorununda da Rusya ve Türkiye farklı yaklaşıma sahip. 

Yine Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, Azerbaycan'a bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ, bağımsızlık referandumu yapacağını duyurdu. Azerbaycan yönetimi, gelecekte Ermenistan'a bağlanmak için bu kararın alındığını savundu. 

İki ülke arasında Dağlık Karabağ bölgesinde çatışmalar çıktı. 

Rusya, bu çatışmalar sırasında iki ülkeyi de silahlandırdı, Ermenistan'a ise fazladan maddi yardımda bulundu. Türkiye ise, Azerbaycan'a açık destek verdi. Ermenistan'ın Dağlık Karabağ bölgesinde bir bölgeyi işgal etmesi sonucunda 1993'te Ermenistan'la diplomatik ilişkileri kesti ve doğrudan ticareti durdurdu. 

Bir yandan da Rusya, 1994'te ateşkesin uygulanmasında da büyük çaba harcadı. 

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'na bağlı çalışan düşünce kuruluşlarının düzenlediği sempozyumlara bakıldığında ise, Bakü'de, Rusya'nın mevcut ateşkes düzenini devam ettirmek istediği görüşü hakim. Sebebi ise hem Ermenistan'a hem Azerbaycan'a silah satışı yapmak, bu iki ülkeyi Dağlık Karabağ sorunu üzerinden kendine bağımlı hale getirmek ve çözümün tekelini eline almak. 

Rusya ve Ermenistan orduları, bölgede ortak devriyeler de yürütüyor. 

Ülkede binlerce Rus askerinin konuşlandırılmışdurumda. Rus hava ve kara savunma sistemleri, füze ve tankları da ülkede. Türkiye de Azerbaycan'a askeri destek sağlayarak bölgedeki durumu dengelemeye çalışıyor. 

Türkiye'de öldürülen Çeçenler

1990'larda Rusya'nın federal bölgelerinden olan Çeçenistan'da bazı ayrılıkçı silahlı grupların eylemlerinin ardından çok sayıda Rusya Federasyonu vatandaşı, Türkiye'ye kaçtı. 

Türkiye'de basına, bazı Çeçenlerin suikast sonucu öldürüldüğü haberleri yansıdı. 

2016'da Guardian gazetesi, Çeçen suikastleriyle ilgili yaptığı bir haberde, Türk savcıların İstanbul'daki bu cinayetlerin Rusya merkezli olduğundan kuşkulandığı bilgisi yer alıyordu. 

Aynı haberde 2009'daki bir suikastte Rus özel güçleri için geliştirilen Groza tipi bir silah kullanıldığı ve bu silahın piyasada nadiren bulunduğu söyleniyor. 

Türk makamlarının 2011'de üç Çeçen'in öldürülmesi olayına karışan dokuz kişinin ikisinin Rus ajanı olduğundan şüphelendiği belirtiliyor. 

2016'da MİT ve Emniyet İstihbarat birimlerinin Çeçen suikastlerinin önlenmesi için yaptığı bir operasyonda, Rus uyruklu iki kişi gözaltına alındı. 

Habertürk gazetesi, bu iki Rus vatandaşının, Rusya'da tutuklu olan Kırım Tatar Milli Meclisi başkan yardımcılarının Türkiye'ye gönderilmeleri karşılığında serbest bırakıldığını, 2019 yılında ise istinaf mahkemesinin iki şüpheli hakkındaki beraat kararını bozduğunu yazdı. Ancak ikisi de şu an Türkiye dışında. 

Sırbistan-Kosova

1992-1995 Bosna ve ardından 1998-1999 Kosova savaşı sırasında Sırbistan'ı destekleyen Rusya, Kosova'nın bağımsızlık talebini kabul etmiyor. 

Son savaşta Türkiye, NATO kapsamında Kosova'ya asker göndermişti. Türk askeri hâlâ NATO'nun Barış Gücü Görevi kapsamında ülkede görev yapıyor. 

2008'de tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova, Sırp silahlı grupların eylemlerine sahne oldu. Avrupa Birliği üyesi olmak hedefiyle Sırbistan önce savaş suçlularını uluslararası mahkemelere teslim etti, ardından 2013'te Kosova'yla normalleşme görüşmelerine başladı. 

Ancak gerilim sürüyor. 

Bağımsızlık ilanını Rusya hukuk dışı ilan ederken, Türkiye ilk tanıyan ülkelerden biri olmuştu. AB ülkeleri de Kosova'nın bağımsızlığını tanıyor. 

Başkent Priştine'deki havalimanı, karayolları, hastane gibi temel yapıların çoğu Türk şirketlerce yapıldı. Kosova'daki Türk yatırımları toplamı yaklaşık 400 milyon dolar değerinde. Ülkede birçok Türk bankası da faaliyet gösteriyor. 

Son dönemde Kosova'da polisin düzenlediği operasyonlarda Sırp kökenlilerin hedef alındığını savunan Belgrad, Kosova'ya yönelik askeri güç kullanabileceği mesajını verdi. Mayıs 2019'da gerilim tırmandığında Rus Savunma Bakanı Sergey Lavrov, Sırbistan yönetimiyle görüşmeler yaptı. Görüşmelerle ilgili yapılan açıklamada "İki ülkenin Kosova'daki duruma verilecek yanıt üzerine yakın işbirliği içinde çalıştığı" belirtildi. 

Tüm bu gelişmeler, Sırbistan'la AB arasında Temmuz'da yapılacak normalleşme görüşmelerinin hemen öncesine denk geldi. 

Amerikan düşünce kuruluşu Institute of War, Rusya'nın, NATO ve ABD'nin Doğu Avrupa'daki etkisini kırmak için bu çatışma alanlarını kullandığını ve Sırbistan, Moldova, Bulgaristan gibi ülkelerle ticaret ve güvenlik anlaşmaları imzalayarak kendine bağımlı hale getirmeye çalıştığını yazdı. 

Aynı düşünce kuruluşu, Bosna Hersek'teki Sırp milisleri de Rusya'dan giden paralı askerlerin eğittiğin, para ve silah desteği de vererek güçlendirdiğini yazdı. 

Türkiye'nin desteklediği Kuzey Makedonya'nın NATO üyeliğine de Rusya karşı çıkıyor. NATO'yla Şubat 2019'da katılım protokolü imzalandığında Kremlin, Balkan ülkelerinin NATO'ya üye olmasının bölgedeki güvenliği tehlikeye atacağını açıkladı ve protokolü kınadığını duyurdu. 

Makedonya yönetimi, ülke içindeki NATO karşıtı grupların Rusya'dan destek aldığını savunuyor. 

Kıbrıs-Doğu Akdeniz

Ankara Kıbrıs sorununda, doğalgaz kaynaklarının tüm Ada halkı arasında bölüştürülmesinden ve daimi siyasi çözümden yanayken, Ada'nın güneyi üzerinde özellikle ekonomik alanda büyük bir etkisi olan Rusya ise mevcut durumun devamından yana. 

Temmuz 2019'da Türkiye'nin Doğu Akdeniz'e yolladığı ikinci sondaj gemisi Yavuz'un Kuzey Kıbrıs'ın doğusuna ulaşmasının ardından Rusya, "Kıbrıs'ın egemenliğinin ihlâl edilmemesi" çağrısı yapmış ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki adımlarını desteklemediğini duyurmuştu. 

Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın konuyla ilgili açıklamasında "Doğu Akdeniz'deki krizin kapasitesini artıracak adımlardan kaçınılması; sorunlu konuların çözümü için diyalog ve karşılıklı çıkarlar dikkate alınarak çaba gösterilmesi çağrısı yapıyoruz" denildi. 

NATO üyesi Türkiye ile Batı bloğunun ezeli rakibi Rusya arasındaki anlaşmazlık noktaları, iki ülkenin de asker bulundurduğu Afganistan'a da kısıtlı da olsa yansıyor. Türk askeri, Taliban'a karşı savaşan NATO'nun destek misyonu kapsamında ülkede görev yapıyor. Rusya'nın ise Taliban'a destek verdiği iddiaları Batı basınında zaman zaman yer alıyor. 

Son dönemde Ankara'dan gelen açıklamalar ise, tüm bu anlaşmazlık noktalarına rağmen Rusya ile ekonomik ve enerji işbirliğinin süreceğini gösteriyor. NATO ülkelerinden ve ABD'den gelen yaptırım tehditleri ve uyarılara rağmen Rusya'dan alınan S-400 savunma sistemi, Rus doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşıyacak Türkakım projesi ve Rusya'nın yürüttüğü Akkuyu Nükleer santrali, bu işbirliklerinden en büyükleri. 

Erdoğan, İdlib'deki olayların ardından Rusya'nın da taraf olduğu mutabakatın Şam yönetimi tarafından ihlâl edildiğini söyledi: 

"Bu İdlib mutabakatının açık bir ihlalidir. Rejim için tabii ki bunun sonuçları da olacaktır… Bizim Rusya ile şu aşamada bir çatışma ya da ciddi bir çelişki içine girmemize gerek yok." 

Rusya'nın Suriye'de konuşlu iki adet S-400 savunma sistemi var. Bu sistemlerin kapsama alanına Adana, Şanlıurfa, Konya, Malatya ve Kayseri de giriyor. 

Erdoğan, S-400 savunma sisteminden vazgeçilmeyeceğini söylerken de şu ifadeleri kullandı: 

"Nükleer enerji meselemiz var, rakamlar orada çok ciddi. Türk Akım projesi var. Doğalgazımızı çok ciddi bir oranda Rusya'dan alıyoruz. S-400 konusu var. 20 ile 25 milyar dolar arasında bir ticaret hacmi var. Turizm noktasındaki ilişkilerimiz de iyi bir noktada, birinci sırada Rusya geliyor. 

"Bunları görmezlikten gelemeyiz. Onun için de tabii her şeyi oturacağız konuşacağız. Çünkü öfke ile kalkan zararla oturur."

(BBC Türkçe)