38 yıl süren kovulmalar, istifalar…

38 yıl süren kovulmalar, istifalar…

24 Eylül 2020 Perşembe  |   MG Özel

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Koronavirüsünün kısıtlayıcı koşulları ve iş yerlerinin kendilerini; özellikle ‘home office’ yönlü çalışmaya ilişkin örgütlemeleri; iş yerlerindeki çalışan sayısında ciddi bir azalmaya da yok açtı. Zaten son 40 yıldır; hem sendikalı dönemin sözleşme yapma tarihleri yaklaştığında, hem de ‘Bulut geçiyor, yağmur yağacak galiba’ diyerek, gazeteci meslektaşlarımız; bir kuruluştan öbürüne; öbür kuruluştan berikine kovula-koştura, hep kapının dışında kaldı… Buna ben de dahilim. 3 kez Milliyet’ten kovuldum; bir kez BirGün’den gönderildim ve birer kez de Evrensel ve Özgür Gündem’den de ayrıldım ama sebepleri özlük hakları falan değil, gazetecilik yapmaya ilişkin hem iç hem de dış koşullardı… 

İşten atılınca da kara listeye alınıyor ve zaten birkaç işverenin elinde olan onlarca gazete, dergi, radyo ve TV için iş başvurusu yapamıyorsunuz… Başka işlere dönüşler başlıyor ki, bu da masa üstü yayıncılık oluyor çoğunlukla ve birkaç kuruş paranızı da bir yıl dolmadan kaybediyorsunuz… Bu kronik hale gelmiş güven(ce)siz iş ortamına ilişkin kimi meslektaşlarımızla konuşmak istiyoruz.  

Niyedir, nedendir, sizin özgün örneğiniz ve sebepleriniz neydi; işten atılmalar sonrası medyada kalabildiniz mi veya başka çıkış yolu olarak nelere başvurdunuz gibi, sorularımız olacak ki, sorduk zaten… Eski kuşak meslek büyüklerimiz işten atılmaları için fazla bir şey demiyor… Mesela Milliyet Yazı İşleri’nden Azer Bortaçina, "Tamam, bu gazeteye giren emekli olur denirdi ama sonsuza kadar da sandalyeye yapışmamak lazım" deyiverdi. 30 yıl çalışmıştı. Başka bir Milliyet yazarı ise, bunun tersini yaptı ve 30 küsur yıl çalışması sonrası atılınca, üzerine bir kitap yazdı. Şimdilerde Cumhuriyet yazarı olan Zeynep Oral’dan söz ediyorum. Haklı yanları da olsa eski isimler bağımsız gazetecilik yapacak çevre ve beceriye sahipler; gençlere yol açmak da lazım, bence de. Ama gençler de örneğin şu son 20 yılda işsiz kalmaktan akıllarını kaybettiler neredeyse; zaten yazdıklarınız üzerinden hapse girmek tehlikesi her saniye varken, bir de…  

İkinci söyleşimizi; gazeteci ve yazar; Metin Gülbay ile yapıyoruz… 

Gazeteciyi soluksuz bırakmak… 

1982 yılında Nokta İnsanlar dergisinde; ki sonra adı Nokta oldu, staj yaparak başladım mesleğe. Stajdan sonra kalmamı istedi Genel Yayın Yönetmenim Arda Uskan ama ben Ankara'ya dönüp okulu bitirdim. 

Kaç tane işte çalıştığımı ben de hatırlamıyorum tam olarak, saymaya kalksam mutlaka bazılarını eksik sayarım. Çok ama çok yerden ya kovuldum ya da istifa ettim. Sanırım otuza yakındır çalıştığım işyeri sayısı. Biraz kendimden biraz da koşullardan kaynaklandı işten ayrılmalarım.  

Hep kovuldum ya da istifa ettim… 

Son olarak Dünya gazetesini de çıkaran Dünya topluluğundaki kurumsal dergiler yayımlayan Ajans Dünya'nın yöneticiliğini yaptım. 2003 yılı aralık ayından, 2012 yılı ocak ayına kadar ki, bu benim için rekor bir çalışma süresiydi. Ama kovuldum. Niyesini, niçinini hiç anlayamadım, patron da açıklama yapmadı. Ben de hiç yapmadığım bir şey yapıp işe dönüş davası açtım şirkete. O zamana dek hiçbir iş yerine karşı kovulduktan sonra dava açmamıştım. Patrona çok ama çok kızmıştım, beni işten atma hakkı elbette vardı ama bunu insanca yapmayıp insan kaynakları tarafından işten çıkarılma işlemi gerçekleştirince mahkemenin yolu görünmüş oldu benim için. İşe alırken patronla görüşüp işe başlamıştım, koşullarımızı karşılıklı olarak birbirimize kabul ettirmiştik. Ama atılırken cumurlanıp çöp sepetine atılan bir kâğıt parçası gibi görülmem tepemi attırdı. Davayı kazandım ama parayı vermediler, sonra yine dava açıldı sevgili avukatım ve kadim dostum Haluk İnanıcı tarafından. Davaların bir kısmı bitti ama bitmeyenleri var. Yani sekiz buçuk yıldır sürüp giden bir işe dönüş davasıyla uğraşıyorum. Sanırım Türkiye için bir rekor bu. 

2003'ten sonra zaten gazetecilik yapmamıştım, devasa kurumlara dergiler yaptık arkadaşlarımla beraber. 2003'ten önce ise ulusal çapta yayımlanan gazetelerin çıkış ekibinde yer aldım. Özgür Gündem, Evrensel gibi. Çıkış ekibinde yer aldığım başka medya organları da oldu CNNTürk gibi. Milliyet'in adı sonradan magazinci ekip tarafından Milliyet 2000 konan ekini hazırlayan ekipte yer aldım ama Yalçın Doğan ek çıkmadan görevi milliyetçi bir ekibe devretti. Tam bir gazete gibi 24 sayfa olan ekin tüm içeriğini biz hazırlamıştık ama onlar arka sayfaya güzel kadın koymak gibi; hani Hürriyet gazetesinin yaptığından, çok "özgün" katkılar sundu eke. Altı ay sonra da on kişiyle birlikte yazı işleri müdürünü yani beni de işten çıkardı Yalçın Doğan. Şimdi solcuymuş gibi yazılar yazmasına bakmayın, sağcının tekidir. Milliyet 2000 ekinde haber müdürü yaptığı kişinin tek işi yazılarda asker ve polise dokunan cümleleri çıkarmaktı. Yani sansür müdürüydü bir nevi ve Doğan'ın bundan rahatsız olduğunu hiç görmedim. 

Dünya grubundan kovulduktan sonra hemen o yıl bir kitap daha yaptım söyleşilerden oluşan. Ertesi yıl ise bildiğiniz gibi Gezi olayları başladı. Taksim'de olayları izlemeye çalıştım amatörce. Sonraki bir yıl boyunca da keşke bir yayınımız olsaydı diyen arkadaşlarımla birlikte, ben ve Adnan Genç'in yönetiminde ortakhaber.com sitesini profesyonel bir tasarımla yayına başlattık. İki buçuk yıl sürdü yayınımız ama hem davalar canımızı çıkarıyordu hem de reklam alamadık teknik bir nedenden ötürü. Yani hem para kazanamayıp hem de canhıraş çalışmak biraz komik geldi ve siteyi kapattık. O sürede ve sonrasında Adnan ile bir davada yargılanıp mahkûm olduk, ben ayrıca cumhurbaşkanına, başbakana, milli savunma bakanına ve bilmem kaç tane milletvekiline hakaret suçundan mahkûm oldum. Yayını sürdürseydik yine zülfüyâra dokunan haberler yapacak ve bu kez iki yerine beş on tane davadan yargılanacaktık. 

Bağımsız ve özgür gazetecilik… 

Demem o ki, kendi kendimize de gazetecilik yapmaya çalıştık ama AKP'ye tosladık. Kendimizce bir çıkış yolu aradık ama o kadarını yapabildik. Şu anda bazı sitelere yazı yazıyorum arada bir ama düzenli değil. Gerçekleri yazmak davalarla karşılaşmak ve daha da kötüsü dayak yemek ve hatta canından olmakla eş anlamlı hale geldi. 12 Eylül döneminde de gazetecilik yaptım ve inanın ki bugünkü durumun o dönemden farkı yok. Yani bu düzenden bir çıkış yolu aramaya çalışmak tabii ki en doğal hakkımız ama çok zor görünüyor. Gerçek gazeteciler açısından bu dönem belki de en berbat dönem. Bir gazetecinin görevi kamuoyunu bilgilendirmektir, yanıltmak değil. İktidarın ele geçirdiği medyada yapılan şey ise kesinlikle doğru bilgilendirmek değil.

İlk bölümü okumak için tıklayın: http://medyagunlugu.com/haber/hak-mucadelesiyle-gecen-33-yil-47892

Etiketler:  Medya