3 Mart 1924'te ne oldu?

3 Mart 1924'te ne oldu?

20 Eylül 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

İnsanlar bütünüyle aynı olsaydı dünya nasıl bir yer olurdu acaba? Oysa “her insan bir ada” misali farklılıklar söz konusu ve hayat bu şekilde daha renkli ve daha güzel. Ayrıca bu farklılıklar hayatın ritmini ve dinamizmini ortaya çıkarıyor.

Dünya insanlık tarihine bakıldığında da devletler ve milletlerden söz ediyoruz. Bunlar etnik temele veya bunun dışındaki özelliklere dayanabiliyor ama kanımca en önemli özellikler ortak bir hikaye yaratılması, ortak değerler üretilmesi, ortak başarı duygusu, kurumlar ve hukuk geliştirilmesi.

Neticede bugün dünyada Fransızlar, Almanlar, İngilizler, Japonlar, Çinliler, Türkler, Hintliler, Ruslar gibi milletler var ve dünya bu farklılıklarla daha güzel bir yer kanımca. Belki günün birinde küreselleşme ya da dünya dışı etkiler başka gerçekler ortaya çıkaracak. Belki bu farklılıklar azalacak bilemiyorum ama bugünkü gerçeklik bu.

Peki bu ülkeler ne yapıyorlar? Kendi oluşturdukları kültürü ve medeniyeti korumaya çalışıyorlar elbette. Bunun içerisinde dilleri, gelenekleri, yaratıkları kurumlar, hukuk, sanat, edebiyat, ekonomi gibi şeyler var. Elde ettikleri kazanımları ve refahı da başkalarıyla kolayca paylaşmıyorlar. Yani sınırlarını açıp “haydi herkes buyursun” demiyorlar.

Böyle bir çerçeve ortaya koymaya çalışmamın nedeni Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı’nda ve sonrasında yapmaya çalıştıklarını anlamak açısından bunun önemli olduğuna inanmam.

Çünkü Nutuk'u okurken geçmişimizi ne denli çabuk unuttuğumuzu, yüz yıl önce acı tecrübeler sonucu yaptığımız değişim ve devrimleri şimdi hafife alıp nasıl da görmezden geldiğimizi görünce üzüntüye kapılıyor insan.

Yüz yıl önce hasta adam dedikleri Osmanlı Devleti'nin sahip olduğu toprakları paylaşmak üzere emperyalist güçlerin işgal ve paylaşım girişimlerine karşı destansı bir mücadele verildi. Hiç de abartmıyorum. Aynen böyleydi. Atatürk bir imparatorluğun külleri arasından dönemin bir gerçeği olarak bağımsız ve kendine güveni olan bir ulus yaratmaya çalıştı.

Fakat biraz o günleri araştırınca bu işin aslında hiç de kolay olmadığını, günbegün ne büyük riskler, ne büyük olaylar, tehlikeler, fedakarlıklar yaşandığını insan hayretler içinde anlıyor. Her tarafı işgal edilmiş, ajanların, askerlerin cirit attığı bir ülke, kendi tahtını korumaya çalışanlar ve bunlara karşı savaş yorgunu, yoksulluk içerisindeki bir halkın kadınıyla erkeğiyle verdiği gerçekten olağanüstü bir mücadele var. Elbette fedakar, birleştirici, yetkin ve karizmatik bir liderlik de söz konusu.

İşte Atatürk’ün verdiği bu olağanüstü mücadele çerçevesinde 3 Mart 1924 de son derece önemli bir gün kanımca. Çünkü o gün Meclis'te çok önemli kararlar alındı ve bu hiç de kolay olmadı. Özellikle Hilafetin kaldırılması meselesi çok uzun tartışmalara ve dirence sebep oldu. Fakat Atatürk'ün ortaya koyduğu kararlılık ve açıkladığı görüşlerin gerçekten ibretle izlenmesi gerekiyor. 

Atatürk 1 Mart günü, Büyük Millet Meclisi’nin beşinci çalışma yılı dolayısıyla verdiği söylevde, üç noktayı gündeme getirmiş. Şunları ifade ediyor Nutuk’ta:

1- “Millet, Cumhuriyet’in bugün ve gelecekte bütün saldırılardan kesin ve sonsuza dek korunmasını istemektedir. Milletin isteği, Cumhuriyet’in denenmiş ve olumlu sonuçları görülmüş olan bütün esaslara bir an önce ve tam olarak dayandırılması seklinde ifade edilebilir.”  

2- “Millet kamuoyunda tespit edilen, eğitim ve öğretimin birleştirilmesi ilkesinin bir an önce uygulanmasını gerekli görüyoruz.”  

3- “Müslümanlığın, yüzyıllardan beri yapılageldiği üzere bir siyaset aracı olarak kullanılmaktan kurtarılmasının ve yüceltilmesinin şart olduğu gerçeğini de görmüş bulunuyoruz.”  

Neticede uzun tartışmalar sonucu 3 Mart 1924 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi, 429, 430 ve 431 nolu kanunları çıkarmayı başarmıştı. 

Bu kanunlara göre “Şer’iye ve Evkaf Vekâleti” kaldırıldı, Türkiye içindeki bütün bilim ve öğretim kurumlarıyla, bütün medreseler, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı ve Halife, görevinden uzaklaştırılarak Hilâfet Makamına son verildi. 

Eğitimin birleştirilmesi kararı son derece önemliydi ve kız ve erkek çocukların bir arada (karma) ve çağdaş biçimde eğitimini sağladı. Kişiler arasındaki ilişkileri İslam dininin şeriat kurallarına göre düzenleyen kuralları oluşturan kurumun kapatılması da son derece önemliydi. Fakat en ilginç ve uzun tartışmalar Halifelik konusunda yaşandı.  

Büyük bir direnç vardı ve hatta Atatürk’e bu unvanı kendisinin alması önerildi. Sebep de böyle bir kurumun önemli bir güç ve etki sağlayacağı idi. Ama bu ebetteki saçma bir argümandı ve Atatürk’ün buna karşı söylediği sözler gerçekten ibretlik. Atatürk şu sözlere yer veriyor Nutuk’ta: 

“Millete anlattım ki, bütün Müslümanları içine alan bir devlet kurmak görevi ile yükümlü imiş gibi hayal edilen bir Halifenin, görevini yerine getirebilmesi için, Türkiye Devleti ve onun bir avuç nüfusu, halifenin emrine doğal tutulamaz. Millet buna razı olamaz! Türk halkı, bu kadar büyük bir sorumluluğu, bu kadar mantıksız bir görevi üzerine alamaz…Yemen Çöllerinde kavrulup yok olan Anadolu evlatlarının sayısını biliyor musunuz? Suriye’yi, Irak’ı elden çıkarmamak için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan telef oldu, bunu biliyor musunuz? Ve sonuç ne oldu, görüyor musunuz?…Görülüyordu ki, boş bir istek ve heves için, bir şüphe ve hayal için, Türk halkını mahvetmek istiyorlardı. Hilâfet ve Halifeye görev ve yetki vermek düşüncesinin temelinde yatan esas bundan ibaretti.”  

Sözün özü 3 Mart 1924 Türkiye tarihi açısından önemli bir gündü. Bütün bu yaşananları dikkate aldığımızda da bir Türk vatandaşı olarak yeni Osmanlıcılık, ümmetçilik gibi fikirleri, dini argümanların eğitim konularına bu denli karıştırılmasını Türk milletinin geleceği açısından doğru bulmuyor, ayrıca bunun Cumhuriyet değerleriyle bağdaşmadığını düşünüyorum.  

Kendi dilimizi, kültürümüzü, geleneklerimizi koruyabildiğimiz, kadın erkek eşitliğini sağlayarak eğitim sorunlarını yoluna koyduğumuz, güçlü kurumlar ve güçlü bir hukuk sistemi yarattığımız sürece geleceğimize ve insanlığa daha fazla katkı sağlayacağımız muhakkak.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın