21. yüzyıl faşizmi

21. yüzyıl faşizmi

29 Temmuz 2019 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Politikada kararsızlığın maliyeti çok yüksek olabilir, bunu en iyi bilenlerden biri herhalde SSCB’nin son lideri Mihail Gorbaçov olsa gerek: 1985’te başlattığı reform hareketini ne ölçüde derinleştireceğine karar verinceye kadar, yalnızca koltuğunu yitirmekle kalmadı, ülkesinin dağılmasına bile seyirci olmak zorunda kaldı. 

Çok değişik bir çerçevede de olsa, benzer bir ağır maliyetli kararsızlık şu anda ABD başkenti Washington’da, Demokrat Parti’nin liderlerinin siyasi becerilerini sınavdan geçiriyor. Büyük sınav sorusu şu: Donald Trump’ın azli için hukuki süreci başlatalım mı? 

Geçen hafta, Trump hakkında yaklaşık iki yıllık bir soruşturma yürüten ve 450 sayfalık bir raporla “Trump’ı, hakkında soruşturduğumuz suçlardan aklamadık” diyen özel savcı Robert Mueller, Temsilciler Meclisinin hukuk ve istihbarat komitelerine ifade Verdi. Ve şunu ilk kez bu denli açıklıkla ve yeniden ifade etti: “Trump hakkında ABD başkanı olduğu için bir iddianame hazırlamadık, Başkan olmasaydı yargılanması gerekirdi”. 

Bu denli berrak bir söyleme karşın, başta Temsilciler Meclisinin Demokrat Partili başkanı Nancy Pelosi olmak üzere, Demokratların Başkan’ı azletme konusundaki kararsızlığının haklı olduğu noktalar yok değil. Örneğin, ABD anayasasına göre, Demokratların çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi, başkanın azil sürecinde savcılık görevini üstlenirken, asıl azil kararını verecek olan jürilik görevi Senato’ya bırakılıyor ki, Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato’nun kendi partilerinden olan bir başkanı azletmeye karar alabileceğini düşünmek bile hayal. Yani sonuçta başarının garantili olmadığı bir durum söz konusu. 

Başlatılan ve başarılı olamayan bir azil sürecinin 2020 seçimlerinde Trump’ın oy oranını artırması olasılığı da var. 

Karşıtları bu kararsızlık içinde çırpınıp dururken, Trump Amerikan halkını bölen söylemini ırkçı tonları hızla koyulaştırarak tırmandırmaya devam ediyor. Son haftalarda Temsilciler Meclisindeki dört zenci kadın üyeye “geldiğiniz ülkeye geri gidin” dedikten sonra popülaritesinin düşmek bir yana hafifçe artmasından belki de cesaret almış olan Trump, bu hafta da Kongre’nin denetim komitesi üyesi başkanı zenci Elijah Cummings’e, “Sen git önce farelerin cirit attığı seçim bölgeni temizle” gibi ne devlet başkanlığına ne de uygar bir adama yakışan ifadelerle saldırdı. 

İşin teatral tarafı bir yana, ABD’de olup biten, yalnızca bu ülkenin halkı için değil, küresel boyutta bir tehdit barındırıyor 21. yüzyıl uygarlığı için. Şöyle ki, Trump TV ekranlarını ve gazete manşetlerini meşgul eden bu atraksiyonlarını sürdürürken, sessiz ve derinden başka bir amacı da gerçekleştiriyor: ABD’nin yargı sisteminin profilini değiştiriyor, her düzeydeki federal mahkemelere kendi görüşlerine yakın çizgiyi savunan yargıçlar atayarak siyasi gündemini yargının desteğiyle uygulamaya çalışıyor. (Bu filmi nerede görmüştünüz, hatırladınız mı?) 

Son olarak, ABD Yüksek Mahkemesi, Trump’ın, başta Savunma Bakanlığı olmak üzere başka devlet birimlerinin bütçelerinden geri alarak Meksika sınırına duvar örmek için kullanmaya karar verdiği fonların kullanılabilirliğine onay verdi, yani yaşama organı olarak Temsilciler Meclisinin vergilerin kullanımı üzerindeki otoritesini yok saydı. 

ABD’de Trump böylece aşırı sağın yönetim üzerindeki gücünü sağlamlaştırırken, İngiltere’de Boris Johnson’ın başbakanlığa gelmesi (ki-mecazen- aynı tuvaleti kullanan takımdandırlar) iyiye işaret değil. Hele de Beyaz Saray’a ilk girişinde  Trump’ın başdanışmanı olan Steve Bannon’ın halen Avrupa’da, AB’yi dağıtmaya çalışan göçmen karşıtı/aşırı-fanatik sağcı grupları örgütlemek için çalıştığı da hesaba katılırsa, yeni çehreli bir 21. yüzyıl faşizminin şekillenmekte olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu yeni faşizm herhalde Nazizm gibi soykırım yapacak güce ulaşmayacaktır. (İnsanlık hiç değilse 80 yılda o kadarcık ilerlemiş olsun, gerçi Rwanda, Bosna Hersek ve en son Myanmar’da olanlar çok umut vermiyor ama..) 

Trump 2020’de kazanırsa işimiz var... 

Cengiz İzmirli (mahlas)