2020'de Türk diplomasisini bekleyenler

2020'de Türk diplomasisini bekleyenler

1 Ocak 2020 Çarşamba  |   Günlük

Türkiye, diplomasi ve güvenlik politikaları açısından 2020'ye hızlı ve yoğun bir başlangıç yapmaya hazırlanıyor. Libya'ya asker gönderme konusunda yılın ilk günlerinde adım atmayı öngören Türkiye, son dönemde giderek artan rejim saldırıları nedeniyle Suriye'nin İdlib bölgesinden kaynaklanan güvenlik sorunları ve göç hareketleriyle de uğraşıyor. 2020'in ilk en üst düzey konuğu olacak olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılacak görüşmeler, hem Suriye hem de Libya açısından önem taşıyacak. 

2019'da Rusya'dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini ABD'nin yaptırım tehditlerine karşın topraklarına konuşlandıran, itirazlara karşın Suriye'ye tek taraflı askeri operasyon düzenleyen Türkiye, başta NATO olmak üzere Batı ile ilişkilerinde yeni ve zorlu bir döneme daha girmeye hazırlanıyor. 

Demokrasi ve insan hakları gündemindeki gerilemenin devam etmesi nedeniyle Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerinde bir hareketlilik yaşanması öngörülmüyor. 

Türkiye ile Libya'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan iki mutabakat muhtırası ve Trablus hükümetinin Türkiye'den askeri destek istemesi 2020'nin diplomasi ve güvenlik gündemini belirlemesi açısından önemli oldu. 

Yeni yılın ilk günlerinde Libya'ya asker gönderme tezkeresini TBMM'de onaylatmayı planlayan hükümet, UMH'nin kontrolündeki Trablus bölgesinin korunması ve düzenli polis ve askeri güçlerinin oluşması hedeflerine uygun şekilde oluşturulacak askeri birliklerini Libya'ya göndermeye hazırlanıyor. 

ABD, Rusya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri gibi küresel ve bölgesel güçlerin desteğini alan Tobruk merkezli General Halife Hafter güçlerinin Trablus'a karşı yoğun bir saldırı başlatması, Mısır'ın Libya'ya tanklarını sokması gibi gelişmeler, Türkiye'nin Libya'ya asker gönderme sürecini hızlandırmasına neden oldu. Ankara'daki planlamalar, tezkerenin geçirilmesinin ardından ilk Türk birliğinin Ocak ayında Libya'ya gönderilmesini içeriyor. 

Bu süreçte, Libya'daki çatışmaların nasıl şekilleneceği, Hafter'e destek veren ülkelerin nasıl bir pozisyon alacakları gibi soru işaretleri Türk askeri misyonunun geleceğini de yakından etkileyecek. Askeri alandaki soru işaretleri kadar diplomasi alanında da Türkiye'nin sert bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalması olası. Şimdiden birçok ülke asker göndermenin mevcut Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarının ihlali olacağı uyarısını yaptı ve Türkiye'den siyasi süreci sıkıntıya sokacak şekilde davranmaması çağrısını yaptı. 

Bu kapsamda 2020'nin ilk en önemli görüşmesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında gerçekleştirilecek. 8 Ocak'ta yapılacak görüşme sadece Libya açısından değil 2019'un son döneminde yeniden gündeme gelen İdlib ve Suriye bunalımını geleceği açısından da önemli olacak. 

Yeni mülteci akını yaşanır mı? 

2011'den bu yana süren Suriye bunalımı, 2020'de de Türkiye gündeminin üst sıralarında yer almaya devam edecek. Suriye gündemini üç ana başlık belirleyecek: İdlib ve Fırat'ın doğusundaki gelişmeler ile Cenevre'de devam eden siyasi süreç. 

Rusya'dan hava desteği alan Suriye rejim güçlerinin Aralık ayı başından itibaren giderek yoğunlaştırdığı saldırılar, hem İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki 12 Türk gözlem kulesinin güvenliğini tehlikeye atıyor hem de yeni kitlesel göç hareketlerini tetikliyor. Türkiye, Eylül 2018'de uzlaşılan Soçi mutabakatının ihlal edilmemesi için Rusya'nın Suriye rejimi üzerindeki etkisini kullanmasını isterken, Rusya da Türkiye'nin İdlib bölgesindeki radikal cihatçı grupların silahlarını bırakması konusundaki taahhüdünü yerine getirmesini istiyor. 

Aralık ayından bu yana yerlerinden edilen insan sayısının 200 binin üzerinde olduğu, saldırıların devam etmesi durumunda yaklaşık 4 milyonluk bir nüfusu barındıran İdlib'ten Türk sınırlarına doğru yeni bir mülteci akınının başlamasından korkuluyor. 

Suriye gündemi açısından bakıldığında 2020'nin en önemli jeopolitik gelişmelerinin İdlib bölgesinden kaynaklanabileceği değerlendirmeleri yapılıyor. 

İkinci önemli başlık, Suriye'nin kuzeydoğusunda Türkiye'nin 9 Ekim'de başlattığı ama önce ABD ile 17 Ekim'de sonra Rusya ile 22 Ekim'de imzaladığı anlaşmalar neticesinde sona erdirdiği Barış Pınarı Harekatı sonucu ortaya çıkan statükonun nasıl etkileneceği ile ilgili. 

Türkiye, uluslararası baskılar sonucu kısa kesmek zorunda kaldığı operasyon sonunda Tel Abyad ile Resulayn arasında 120 kilometre uzunluk ve 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge yarattı. YPG'den arındırdığı bu bölgeye Suriyeli mültecilerin geri dönmesi için yeni yerleşim birimleri inşa etmeyi, bunun için de uluslararası toplumdan ekonomik ve siyasi destek isteyen Türkiye, Şubat ayında yapılması öngörülen Türkiye-Almanya-Fransa-İngiltere dörtlü zirvesinden somut sonuç almaya çalışacak. 

Türkiye'nin YPG konusunda ABD ve Rusya'ya dönük baskılarının 2020'de devam etmesi bekleniyor ancak Moskova yönetiminden terörle mücadele konusunda gerçek adresin Şam yönetimi olduğu yanıtını alması şaşırtıcı olmayacak. 

Suriye gündeminin üçüncü önemli gündemi, Cenevre'de başlatılan ancak henüz somut ilerleme sağlanamayan anayasa komitesi çalışmaları olacak. Ancak Suriye rejiminin bu süreci zamana yayma ve başta İdlib olmak üzere çatışma alanlarındaki kontrolü sağlama önceliğinin bu süreçte de devam etmesi bekleniyor. 

ABD ile ilişkilerde gündem yaptırımlar

Türk-Amerikan ilişkilerinde son yıllarda gözlenen gerilim ve gerilemenin 2020'de gündeme gelmesi olası yaptırım kararlarıyla birlikte daha zor bir dönemi başlatması olasılıklar arasında görülüyor. 

Türkiye'nin 2019 Temmuz ayında Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini topraklarına konuşlandırması ve Ekim ayında gerçekleştirdiği tek taraflı Suriye operasyonu, ABD Kongresi'nden arka arkaya yaptırım kararlarının çıkmasına neden olmuştu. ABD Senatosu'nun 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak tanıması bu süreçte gerçekleşmişti. 

Aynı süreçte gündeme gelen savunma sanayi, ekonomi ve enerji gibi alanları kapsayan yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı 2020'de görülecek. ABD Savunma Bakanlığı'nın 2020 bütçesine eklenen maddeler arasında Türkiye'nin Rusya ile gerçekleştirdiği Türk Akımı doğal gaz boru hattı projesine yaptırım uygulanması, S-400 hava savunma sistemlerinden dolayı F-35 savaş uçaklarının teslim edilmemesi ve Amerika'nın Hasımlarıyla Yaptırım Yoluyla Mücadele Yasası'nın (CAATSA) yürürlüğe sokulması gibi unsurlar yer alıyor. 

Trump, yaptırımları engelleyebilecek mi? 

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nden geçen ve 2020'nin ilk döneminde Genel Kurul'un oyuna sunulması beklenen başka bir yasa tasarısı daha da kapsamlı yaptırımlar içeriyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve ailesinin mal varlığının araştırılması ve bir raporla ilgili komitelere sunulması için Ulusal İstihbarat Direktörü'ne talimat veren yasa tasarısı, Barış Pınarı Operasyonu'nun gerçekleştirilmesi sürecinde yer alan sivil ve askeri yetkililere de yaptırım uygulanmasını içeriyor. 

Başta Halkbank olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bankacılık işlemlerine aracılık yapan finansal kuruluşlara yaptırım uygulanmasını içeren yasa tasarısı, F-35'lerin yanı sıra F-16 savaş uçaklarıyla ilgili yedek parça sağlanması ve diğer işbirliği alanlarının da sınırlandırılmasını istiyor. 

Ocak ayından itibaren Senato'daki azil sürecine odaklanacak olan, daha sonra Kasım'daki başkanlık seçim kampanyasını hızlandıracak olan ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye'ye dönük yaptırımları ne kadar engelleyebileceği ya da öteleyebileceği 2020'de de tartışma konusu olacak. 

NATO'ya YPG resti sürecek mi?

2020'de Türkiye'nin Batı ile ilişkileri açısından dikkatle izlenecek bir başka gündemi de NATO çerçevesinde olacak. Türkiye, YPG'nin tehdit olarak tanımlandığı güney kanadı savunma planlarının yayımlanmasının ABD ve diğer bazı üye ülkelerce bloke edilmesi nedeniyle Baltık devletleri ve Polonya için hazırlanan benzer bir savunma planını NATO'da bloke etmişti. 

Aralık başında Londra'da düzenlenen NATO'nun 70. yıl liderler toplantısında pozisyonunu yumuşatan Türkiye, Baltık savunma planı için blokajını kaldırmış ancak kendisi için hazırlanan savunma planı yayımlanana kadar bu planın da yayımlanmayacağı koşulunu gündeme getirmişti. 

Bu sürecin 2020'in ilk 6 ayında yapılacak müzakerelerle çözümlenmesi için devreye giren NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in başarılı olup olmayacağı ileriki aylarda görülecek. NATO'daki tartışmanın, Türkiye'nin Rusya ile çok daha yakın askeri ve savunma sanayi işbirliği içinde bulunduğu bir döneme rastlaması Ankara'nın müttefiklik sorumluluklarının bundan sonraki süreçte de mercek altına alınacağını göstermesi açısından önemli görülüyor. 

Doğu Akdeniz'de gerginlik sürecek

Türk diplomasisinin 2020'de yoğunlaşmaya devam edeceği bir başka coğrafya Doğu Akdeniz ve bölgedeki hidrokarbon zenginliklerinin paylaşımı konusu olacak. Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın İsrail ve Mısır ile oluşturduğu Doğu Akdeniz Doğal Gaz Forumu'ndan dışlanan ve kendisi ile birlikte Kıbrıs Türkleri'nin de haklarının gasp edildiğini düşünen Türkiye, 2019'da aktif bir siyasi ve askeri politika izlemiş ve süreci tersine çevirmeye çalışmıştı. 

2019'da Doğu Akdeniz'de Kıbrıs adasının doğu ve batı açıklarında sondaj faaliyetlerine başlayarak sahaya inen Türkiye, 27 Kasım'da Libya ile imzaladığı deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatıyla Yunanistan ile Kıbrıs adası arasında kalan bölümü kendi kara suları ve münhasır ekonomik bölgesi olarak ilan etmişti. 

Türkiye'nin bu girişimini uluslararası hukuka aykırı bulduğunu açıklayan Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır'ın 2020'nin ilk günleriyle birlikte karşı adımlar atmaya hazırlanıyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail'in Doğu Akdeniz'den geçerek Avrupa'ya ulaşması planlanan doğal gaz boru hattı için gerekli devletlerarası anlaşmayı 2 Ocak'ta Atina'da imzalamaları öngörülüyor. Ardından da Kahire'de Fransa'nın da katılımıyla düzenlenecek bir zirveyle Türkiye-Libya anlaşmasına karşı adımların ele alınması öngörülüyor. 

Doğu Akdeniz'deki gelişmeleri AB platformuna da taşıyan Yunanistan ve Güney Kıbrıs yönetimleri, Türkiye'nin eylemlerine karşı daha sert önlemlerin alınmasını sağlamaya çalışacak. 2019'da Türkiye'nin faaliyetlerini yasa dışı bulduğunu açıklayan AB, bazı sembolik tedbirler almış ancak bunların fazla bir etkisi olmamıştı. 

Ufukta AB ile yeni bir başlangıç görülmüyor

Türkiye'nin AB'ye katılım süreci ve müzakerelerin canlandırılması açısından 2020 senesinin yeni bir sayfa açması beklentisi ne Brüksel ne de Ankara'da var. Demokratikleşme, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel alanlarda Kopenhag kriterleri olarak tanımlanan parametrelerden uzaklaşan Türkiye, 2019 senesinde İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi, seçilmiş HDP'li belediye başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyum atanması, muhalif görüşteki gazeteci, sivil toplum aktivisti ve siyasetçilere uygulanan baskıların sürmesi gibi uygulamalar nedeniyle AB ve Avrupa Konseyi'nin eleştirilerine maruz kalmayı sürdürdü. 

Bu tabloya karşın Ankara, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Konseyi Başkanı Charles Michel'in 1 Aralık'ta görevlerine başlamasıyla oluşan yeni AB yönetimiyle ile ilişkilerin geleceğinden umutlu. Türk vatandaşlarına vize muafiyeti sağlanması için kalan son 6 kriteri de yerine getirmeyi hedefleyen Ankara, gümrük birliğinin güncellenmesi konusunu da 2020'in ikinci yarısında AB dönem başkanlığını üstelenecek Almanya ile müzakere etmeyi ve olumlu yanıt almayı hedefliyor. 

2020 senesinde de Türkiye-AB diyaloğunun ana başlıklarını mülteci anlaşmasının uygulanması ve bu kapsamda Suriyeli mültecilerin gereksinimlerinin karşılanması için AB'nin olası mali katkıları ile güvenlik, "terörle mücadele" ve başta Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz olmak üzere bölgesel gelişmeler oluşturacak gibi görünüyor.

(BBC Türkçe)