2018 böyle geçti

2018 böyle geçti

Serbest Kürsü

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterliği görevine 1985 yılında geldikten sonra başlattığı açılım, saydamlık ve yeniden yapılandırma politikaları Mihail Gorbaçov'u uluslararası medyanın odak noktasına dönüştürmüştü. Gorbaçov, SSCB dağılıncaya kadar, yıldızı yavaş yavaş kaysa da bu konumunu korumuştu.

Gorbaçov'un odakta olduğu dönemde baskıcı rejimler sona erdi, insanların, malların ve en önemlisi düşüncelerin üzerindeki hareket kısıtlamaları kalktı.

Gorbaçov'dan 32 yıl sonra Donald Trump Beyaz Saray'a yerleşti, o da uluslararası kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti ama Gorbaçov'dan epeyce farklı nedenlerle: SSCB'nin son devlet başkanının yumuşama, uzlaşma ve karşılıklı anlayış geliştirmeyi hedefleyen çizgisinin tersine Trump alabildiğine çatışma, çelişki ve dayatma özlemini sergileyen bir politika izliyor ve bu gidişat hem ABD, hem de dünya için biraz korkulu, biraz kaygılı ve çokça tehlikeli bir 2019 vaad ediyor.

Jeopolitik dengeler sallantıda

Sona ermekte olan yıla bakıldığında görünen genel tablonun, son 365 günün bir öncekine göre daha fazla gerilim ve çatışma potansiyeli yaratan bir ortama işaret ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Elbette bu değerlendirmede ilk sırayı alması gereken ABD'nin hem kendi içinde Donald Trump sayesinde keskinleşen ana çelişkilerin, hem de dış ilişkilerinde müttefikleriyle ve hasımlarıyla olan ilişkilerindeki bozulmanın incelenmesi.

Kasım ayında yapılan Kongre ara seçimlerine kadar aşırı sağcı tabanının isteklerini kulak arkası ederek seçim sonuçlarını bekleyen Trump, Senato çoğunluğunun Cumhuriyetçi Parti'de kalacağı kesinleştikten sonra kendisine hem mali kaynak hem de oy desteği sağlayan tabanını memnun etmek için ardarda adımlar atmaya başladı. 2016 seçim kampanyası sırasında vaad ettiği Meksika sınırına duvar dikilmesi için ödenek vermeyen Kongre'yi cezalandırmak için bazı bakanlıkları bütçesiz bırakmayı göze aldı. Kongre'deki Cumhuriyetçi Parti grubu bütün çabalarına karşın Trump'ın ödenek isteğini Demokrat Parti grubuna kabul ettiremedi. Ancak gürültünün büyüğü, Suriye'deki Amerikan askerlerinin çekilme kararını protesto eden Savunma Bakanı Jim Mattis'in istifasıyla koptu. Trump yönetiminin uluslararası kamuoyunda saygı gören tak bakanı olan Mattis'in ayrılmasıyla, Washington ile müttefik ülke başkentleri ve NATO arasındaki iletişim ve koordinasyonun ciddi bir darbe aldığı konusunda bütün yorumcular görüş birliği içinde.

Batı ittifakının Avrupa kanadında da işlerin pek iyi seyrettiği söylenemez. İngiltere'nin AB'yi terketmesine üç ay kala, ortada hala taraflarca onaylanmış bir "boşanma takvimi" olmadığı gibi İngiltere'deki hükümetin sallantıda olması kopuşun sancılı olacağının habercisi. AB'nin kalan en büyük iki ekonomisi Almanya ile Fransa ise, 2019'da çok rahatlıkla kendilerini ciddi bir çelişkinin içinde bulabilirler. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un sarı yeleklilerin protestolarına son verebilmek için vaad ettiği vergi ve ücret düzenlemeleri, kamu harcamalarında, başta Almanya olmak üzere diğer üyelerin kabul edemeyeceği düzeyde artış ve beraberinde önemli bütçe açıkları getireceğinden, AB Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonu tarafından ne kadar sineye çekilebilecek şimdilik bilinmiyor. Unutulmamalı ki, eğer Fransa bütçe açıklarını istediği gibi Komisyon'dan geçirirse, İtalya'daki sağ-sol popülist ittifakın oluşturduğu hükümet, kendilerine aynı bütçe açıkları nedeniyle veto koyan Komisyon'a isyan bayrağını açabilir ve AB'de ciddi bir bunalım potansiyeli doğabilir.

Bu arada AB ülkelerinde popülist sağın, küçük ve yavaş ama emin adımlarla yürüyüşüne devam ettiğini de not etmekte yarar ver: İspanya'da aşırı sağcı popülistler son yerel seçimlerde önemli köprübaşları tuttular. (Yer darlığından ayrıca ayrıntılı olarak ele alamayacağımız Güney Amerika'nın en büyük ekonomisi olan Brezilya'da da aşırı sağcı popülist adayın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığını belirtmekle yetinelim.)

2018'e bakış için kaleme aldığımız yazı serisinde Rusya'nın durumuna bakarken, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, bütün ekonomik sorunlarına karşın girişken ve akıllı dış politikasıyla dünyanın her bölgesinde sözü dinlenen bir lider haline geldiğini ve bu durumun devam edeceğini söylemiştik. Öngörüldüğü gibi, Rusya ABD'nin ve Avrupa'nın uyguladığı yaptırımlara karşın, uluslararası düzeyde soyutlanmak bir yana ekonomik çıkarlara dayalı ilişkilerini geliştirmeye 2019'da devam edecek gibi görünüyor. Burada bir noktaya dikkat çekmek özellikle yararlı: Rusya uluslararası petrol piyasasında baş aktör olmak için çok kurnazca adımlar atmaya devam ediyor: Kuzey Irak'ta Kürtlerin kontrolündeki bölgede üretilen petrolün dağıtımı için Kürt yönetimiyle anlaşmalar imzalamış bulunan Rusya'nın ulusal petrol şirketi Rosneft, büyük mali zorluk içinde ve dünyanın bilinen en büyük petrol rezervlerinin sahibi olan Venezuela'nın petrol üretim ve dağıtım şebekesinin kontrolünü almak için yavaş ve temkinli adımlar atıyor.

Çin'in durumuna bakıldığında, Trump Beyaz Sarayı'yla açıktan bir ticaret savaşına girişmemek için elinden gelen çabayı gösteren Pekin yönetiminin, bu uğurda bazı ağır ödünler vermeyi göze alacağını gösteren işaretler giderek artmakla birlikte, bu ödünlerin nereye kadar gideceğini sorgulamak gerekiyor. Çünkü, ABD başta olmak üzere, Batı, Çin'in bilgisayar ve iletişim teknolojisindeki gelişimini resmen baltalamaya çalışıyor.

Bunun en önemli örneğini de 5G olarak bilinen ve Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümü öğretim görevlisi Prof. Erdal Arıkan'ın gelişimine büyük katkı yaptığı en son nesil iletişim teknolojisinde öncü konumda bulunan Huawei şirketinin bütün batılı ülkelerce boykot etmesinde görmek mümkün. Devlet başkanı Xi Jingpin, bu kadar büyük yatırımlar yapılan iletişim teknolojisi alanında dizginlenmeye ne kadar boyun eğebilir sorusu önemli.

Orta Doğu ve Türkiye'ye bakıldığında ise görünen şu: Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul başkonsolosluğunda öldürülmesiyle çıkan ulusal skandaldan sonra Suudi Arabistan'ın bölgedeki diplomatik ağırlığını yeniden kazanması yıllar alacaktır, bu Suriye'de Orta Doğu'daki Sünni İslam güçlerin bir çözüm dayatma şansını sıfıra indirmekle kalmayacak, İran'ı önemli ölçüde rahatlatırken Beşar Esad'ın, Rusya ve İran'ın desteğiyle iktidarını sağlamlaştırmasını kolaylaştıracaktır. İsrail, ABD'nin Suriye'den çekilme kararını açıklamasıyla şimdilik sütre gerisine çekilip bekle-gör politikası izlemekten başka bir seçeneğe sahip gibi görünmüyor. Bu durumda Türkiye'nin Suriye'yle sınır komşusu olma konumunu dikkatle değerlendirmesi halinde, bu ülkede başlayacak restorasyon ve imar kampanyasından yararlanması, hatta kendi ekonomik kalkınması için bir ivme yaratması olanaklı. Ancak Türk hariciyesi, ABD-Rusya ve İran arasındaki dengeleri bir ip cambazı ustalığıyla yönetemezse, çok rahatlıkla hem diplomatik hem de ekonomik çerçeveden soyutlanması işten bile değildir.

Ekonomide büyük bunalım

Gelecek yıl, küresel ekonomi açısından büyük bir çöküş potansiyeli vaad ediyor. ABD'nin en büyük yatırım bankası JP Morgan Chase'in  2019'da ekonomik durgunluğun başlayacağı uyarısını dikkate almasanız bile, o kadar değişik kaynaklatan gelen o kadar değişik işaretler var ki, büyük krizin göstere göstere geldiğini söylemek zorunlu.

Örneğin dünyanın tüm merkez bankalarının merkez bankası olarak kabul edilen BİS (Bank of International Settlements- Uluslararası Ödemeler Bankası) finansal piyasaların yeniden istikrara kavuşması için gerekli ortamın bugünku yüksek borçluluk düzeyinde gerçekleşemeyeceğini bildirdi.

Ayrıca çevrimsel veriler de alarm sinyalleri veriyor: Şu anda Batı ekonomilerinde görülmeye başlayan daralma belirtileri, 2009 yılında başlayan büyümenin artık ömrünü doldurmakta olduğunu doğruluyor.

İçinde bulunduğumuz yıllar ayrıca yaklaşık son 400 yıldır hiç şaşmadan tekrarlanan 40 ila 60 yıllık Kondratieff dalgalarının frekanslarında büyük bir daralmanın yaşanacağı dönem olarak görünüyor.

Bütün bu veriler bir yana, dunyanın şu andaki borç yükü artık taşınamaz bir noktaya gelmiş durumda: Ekim ayı itibarıyla dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan Japonya'da, merkez bankasının bilançosu, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasını aşmış durumda, bir başka deyişle Japonya merkez bankasının borcu ülkenin bir yıllık toplan üretim ve tüketiminden daha fazla.

ABD'nin kamu borçları da ülkenin GSYİH'sini aşmış durumda. AB ekonomileri son üç yılda gösterdikleri zayıf büyümeden sonra yeniden durgunluk belirtileri göstermeye başladılar.

Batı ekonomilerindeki bu sinyallere karşılık olarak Rusya ve Çin sürekli olarak altın rezervlerini artırırken ellerindeki ABD dolarlarını azaltmaya çalışıyorlar. Rusya 2018 yılı içinde rezervlerinin yarısından çoğunu altına tahvil etmiş durumda.

Görünen o ki, 2019 yılı hazırlıksız yakalanacaklar için berbat bir dönem olarak hatırlanmaya aday...

Cengiz İzmirli (mahlas)