2010-2011 şampiyonu kim?

2010-2011 şampiyonu kim?

31 Ocak 2019 Perşembe  |   Mentor

Medyanın Fenerbahçe düşmanı olmasının bir değil, bir çok nedeni var. Çok önceden medya dünyasının Galatasaray Lisesi-Mülkiye dominasyonu altında bulunması, bir yere gelmek isteyen Fenerbahçeliler’in önündeki en büyük engeldi. Hıncal Uluç'un “Ben Fenerbahçeli'ydim ama sonradan Galatasaraylı oldum” itirafına bu açıdan bakıyorum. ”Fenerbahçeli Hıncal Uluç” kalsa büyük olasılık bugün matbaada harf dizer, kimse adını bilmezdi. 

Elbette zaman değişti ama şartlar değişmedi... Fenerbahçe-Atatürk özdeşliği medyanın Fenerbahçe düşmanlığını devam ettirdi. Fetö her yerde örgütlenirken medyayı da ihmal etmedi, Atatürk'ü seveni sevmezdi Fetö. Düşünün; ülkenin her yerine sızmış bu kanserli hücrenin bulaşmadığı bir spor medyası bir de hakemlik... Futbola devlet kumpası kuracak kadar önem veren bir suç örgütü hakem ve spor medyasına adam yerleştirmemişmiş, komik! 

Medya Fenerbahçe kötü olsun diye yalan haber yapar, transfer yapar, şike yapar, sahtekarlık yapar, yapar oğlu yapar. Her gün yenisini yazıyorum ama onlar yapmaktan vazgeçmiyor. 

Neymiş efendim; CAS bülteni yazmışmış da "2010-2011 şampiyonu kimmişmiş" yalan, iftira ve dümen. Cahillik de değil, hakaret... 

Çünkü alıntı yaptıkları CAS bülteninde Trabzonspor'la ilgili "clean" (temiz) ifadesi iki kere geçiyor ve ikisinde de tırnak içinde yazılmış. Oysa "clean competitors" yazıda daha önce de geçiyor ama bu ifade tırnak içinde verilmiyor. Trabzonspor ile kullanılan "clean" ise tırnak içinde yazılmış. Yazarın burada tırnak işareti ile ne anlatmak istediğinden emin olmak için kendisine sormak lazım. Yazana sormadan da "Biz temiziz" diye gelin güvey olmamak lazım. Bana göre oradaki tırnak işaretleri sözcüğün alıntı olduğunu ve yazarın tespiti olmadığını gösteriyor. Yani daha önce yürüyen hukuki süreci kastediyor ve bültenle Fetö kumpasının UEFA ve CAS tarafında yeni bir gelişme yok. 

Ayrıca her iki yazar da piyasada çalışan ticari avukat, dolayısıyla yetkinlikleri ve bağımsızlıkları tartışma konusudur. 

Ama şunu rahatlıkla yazabilirim: Spor hukuku diye bir şey yoktur, adına spor hukuku denilen şey sadece çadır tiyatrosu ve orta oyunundan ibarettir. 

"Oyunun bütünlük ve dürüstlüğünü korumak..." diye uydurulan sahte kavramla hukukla uzaktan yakından ilgisi olmayan, sadece güçlünün ve paranın kazandığı bir sistem kurulmuş, parayı bastıran istediği sonucu almış, Villar'lar, oğulları, Platini'ler, daha niceleri bu sahte düzen sayesinde zengin olmuş. 

Hayır, bunları ben söylemiyorum; İsviçre'li, İspanyol ve ABD'li hukuk adamları söylüyor. 

Spor hukuku o kadar ucuz, o kadar karanlıktır ki, Mecnun Odyakmaz aynı mahkemeler tarafından aynı suçlamadan hem suçlu hem de suçsuz bulunur; bu kadar çadır tiyatrosu, bu kadar ucuzdur. 

Bakın size o bahsedilen CAS bülteninden pasajlar yazayım (ki bunlar CAS Fenerbahçe kararında da aynen vardır)  

[a] legal entity can only be held liable for match-fixing through actions of persons representing or acting on behalf of the legal entity, i.e. its official.

Türkçesi; 

"Külüpler sadece yöneticilerinin ve temsilcilerinin yaptığı eylemler nedeniyle şike eylemlerinden sorumlu tutulur." 

Aşağıda devam ediyor: 

36. Clubs can be held liable even in the absence of findings of individual liability – in Fenerbahçe, the club’s argument, that the suspension of proceedings against individuals precluded action against the club, was rejected – it was “not a prerequisite under the UEFA DR that individuals are sanctioned before or at the same time the club is sanctioned”. 69 Further, it was not necessary to identify the specific official who had engaged in the fixing,70 or the specific player(s) on the other team who had accepted the offer. 

Türkçesi; 

"Kulüp herhangi bir yöneticisinin bireysel sorumluluğu olduğuna dair delil olmasa bile sorumlu tutulabilir. Belirli bir yöneticinin, oyuncunun tanımlanması veya kabulünün ispatlanmasına ihtiyacı yoktur." 

Ayrıca kulübe ceza vermek için yöneticilerin aynı anda veya önceden şikeden mahkum olması ön şart değildir, yani şarttır ama o an ceza almasına gerek yoktur. Yani o UEFA ve CAS kararı hala yarım ve geçersizdir çünkü hiçbir Fenerbahçe yöneticisi şikeden ceza almamıştır ama Fetö etkisindeki medya bunları umursamaz tabii. 

Diyor ki CAS bülteni; şike yapan futbolcu yok, şike yapan yönetici yok, şike yapan insan yok, para yok, pul yok, maç yok, hiçbir şey yok ama Fenerbahçe şike yaptı. 

Sadece ahlakım yetttiği kadarını söyleyebiliyorum, ben böyle hukukun gözünden öperim. Bu hukuk falan değil, mafya tezgahı resmen. 

UEFA'ya başvursunlar bir tane Fenerbahçe yöneticisi şikeden ceza alsın kupayı elimizle verelim. 

3 Temmuz 2011'den bugüne Trabzonspor yöneticiliği yapan insanlara soruyorum: Neden bir kere bile UEFA, FIFA'ya başvurup Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu ceza almadı demediniz?  Yoksa gerçeklerin ortaya çıkmasından mı korkuyorsunuz? UEFA'nın asla onlara ceza veremeyeceğini, eğer verse bile İsviçre Federal Mahkemesini bu çöp kadar değeri olmayan kararı hallaç pamuğu gibi atacağından mı korkuyorsunuz? 

Bunu bana değilse bile kandırdığınız Trabzonspor taraftarlarına borçlusunuz ama ben neden bunu yapamadığınızı biliyorum: Fenerbahçe'nin peşini bırakıp yöneticilerin peşine düşerseniz iş derinleşir ve gerçekler ortaya çıkar diye korkuyorsunuz. 

Aslında hiçbir şey yapmaya niyetiniz yok... 

Trabzonsporlulara da bir tavsiyem olsun: 3 Temmuz ve Fenerbahçe yalanlarıyla kaç kişi Trabzon parasıyla zengin oldu acaba? Bu sorunun cevabını ararsanız belki artık kandırılmazsınız. 

Yazıdaki İspanya bağlantısı, 3 Temmuz'dan beri her yerde karşımıza çıkan İspanya telefonlarını bildiğimiz için Fenerbahçelileri şaşırtmamalı. 

https://www.tas-cas.org/fileadmin/user_upload/CAS_Bulletin_2018_2-..pdf